Kutadgubilig 37

Kutadgubilig 37. Sayı

Mart 2018

VARLIK – BİLGİ – AHLÂK ARAŞTIRMALARI: METAFİZİK

ARGÜMANLARI YENİDEN KURMA YÖNTEMLERİ

Murad Omay

ÖZ

Bir felsefe metnini analitik olarak okumak, temel olarak, o metindeki argümanları yeniden kurmakla mümkündür. Bu, temel olarak bir yorumlama etkinliğidir ve onun kesin kuralları yoktur. Bunlara karşın birçok felsefeci, argüman yeniden kurma etkinliğinin yapılmasında faydalı olabilecek bazı yöntemler önermişlerdir. Bu çalışmamızda bu yöntemlerden bazılarını kısaca incelemeye çalışacağız.

Anahtar Kelimeler: informel mantık, argüman, argüman yeniden kurmak, argüman standartlaştırmak, argüman incelemek, argüman diyagramları.

EPIKOUROS’TA ÖZGÜRLÜK TARTIŞMASI:

LIBERA VOLUNTAS VE ΠΆΡ᾽ ἩΜΆΣ

Nihal Petek Boyacı

ÖZ

Atomculuğun izini takip eden Epikouros’un, atom hareketlerine sapma (παρέγκλισις/clinamen/declinatio) denilen üçüncü bir hareket ekleyerek insanın özgür iradesine yer açmaya çalıştığı ve sapma ile özgür irade arasında doğrudan bir bağlantı kurduğu (özellikle Lucretius’un De Rerum Natura’sı üzerinden) iddia edilir. Bu makalede Lucretius’un kullandığı libera voluntas kavramıyla, Epikouros’un eserlerinde geçen πάρ᾽ ἡμάς kavramları incelenerek, filozofun antideterminist bir tavır mı sergilediği yoksa yalnızca fatalizme mi karşı geldiği ayrıntılı olarak incelenecektir.

Anahtar Kelimeler: Özgür İrade, Sapma, Atom hareketleri, Antideterminizm, Antifatalizm.

DİNÎ TECRÜBEDEN RASYONEL İNANÇLARA ULAŞMA

BAĞLAMINDA W. P. ALSTON’UN ANALOJİ TEMELLİ

TEORİSİNE ELEŞTİREL YAKLAŞIM

Mehmet Şükrü Özkan

ÖZ

Bu çalışma W. P. Alston’un dinî tecrübenin epistemik statüsü hakkındaki düşüncelerini incelemektedir. Alston, dinî tecrübe ve algı tecrübesi arasında benzerlik kurmaktadır. Bu benzerliği algılayan, algılanan ve görünüş öğelerinin her iki tecrübede de aynı şekilde bulunduğunu ileri sürerek temellendirmektedir. Böylece her iki tecrübenin de eşit epistemik statüde olduğunu iddia etmektedir. Buna göre algı tecrübesi nasıl algısal inanç ve kanaatlerin doğru ve haklı olduğunu gösteriyorsa, dinî tecrübe de Tanrı hakkındaki inanç ve kanaatlerin dayanağıdır. Bu çalışmanın gayesi, öncelikle algı tecrübesi ve dinî tecrübe arasındaki kurulan yapısal benzerliğin ne kadar doğru olduğunu belirlemek, buna dayanarak Alston tarafından dinî tecrübeye verilmeye çalışılan epistemik statünün gerçekçi olup olmadığını irdelemektir.

Anahtar Kelimeler: Algı tecrübesi, Analoji, Bilişsellik, Dinî tecrübe, Tanrı.

 

CARNAP’IN “GELENEKSEL METAFİZİK” ELEŞTİRİSİ

VE “METAFİZİK” ANLAYIŞI

Ercan Salgar

ÖZ

Bu çalışmanın amacı Rudolf Carnap’ın “geleneksel metafizik” eleştirisini ortaya koyup onun kendine özgü “metafizik” anlayışını açığa çıkarmaktır. Carnap’ın “geleneksel metafiziği” anlamsız olarak değerlendirmesi bazı çevrelerce onun sanki “metafiziği” tamamen yadsıdığı şeklinde yorumlanmıştır. Oysa Carnap’ın “metafiziği” değil de, “geleneksel metafiziği” eleştirdiği; onun için metafiziğin de yaşama yönelik bir tutum olarak sanat alanında ifade edilebileceği görülmüştür. Ayrıca Carnap’ın bu yönüyle “analitik filozoflardan” ziyade “varoluşçu edebiyatçılara” daha yakın olduğu açığa çıkmıştır.

Anahtar kelimeler: Geleneksel Metafizik, Metafizik, Carnap, Doğrulanabilirlik, Mantıksal Analiz.

MODERN DÖNEM KOZMOLOJİ MODELLERİ

Orhan Güneş

ÖZ

Kozmoloji ve kozmogoninin katkısıyla şekillenen kozmolojik modeller tarih boyunca büyük çeşitlilik arz ederler. Antik Yunan’dan itibaren yaklaşık iki bin yıl boyunca hâkim model olan Aristotelesçi geosentrik (yer merkezli) evren modeli ilk ciddi meydan okumayla 16. yüzyılın ortalarında karşılaşmıştır. Helyosentrik (Güneş merkezli) bir yapıya sahip bu model Kopernikusçu evren modeli olarak adlandırılır. 16. yüzyılın sonlarından itibaren hâkim paradigma olmaya başlayan Kopernikusçu modeli temel alan pek çok evren modeli geliştirilmiştir. Bu çalışmada, modern dönemde (16-20. yüzyıllar arası) ortaya konulan modeller zaman ve uzay parametreleri bağlamında ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: Bilim Tarihi, Astronomi Tarihi, Astronomi, Kozmoloji.

BAUMAN’IN MODERN ETİK ELEŞTİRİLERİ BAĞLAMINDA

AHLÂKÎLİĞİN MÜPHEMLİĞİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ

Sebile Başok Diş

ÖZ

Bauman’ın temel tezlerinden biri, ahlâkîliğin çeşitli yönlerden müphem bir yapıya sahip olduğudur. O, modern etik ile postmodern etik arasındaki ayrımı bu iki etiğin ahlâkîlikteki müphemliğe nasıl yaklaştıklarını dikkate alarak yapar. Modern etik, modernliğin insanın ulaşabildiği her alana düzen getirme kaygısının bir ürünüdür. Yasa ve kurallar koyarak ahlâkîliğe de düzen getirme, onu evrenselleştirme ve akılla temellendirme amacı güder. Burada düzenle kastedilen müphemliğin ortadan kaldırılmasıdır. Aydınlanma düşünürleri, müphemliği ortadan kaldırma işini üstlenmiş ve modern etiği inşa etmişlerdir. Bauman, bu açıdan modern etik konusunu ele alırken bu etiği inşa eden ahlâk filozoflarının rollerine, amaçlarına, başarılarına değinmiş ve bunları çeşitli açılardan eleştirmiştir. Postmodern etik, ahlâkîliğin akla dayalı olmadığını, ahlâkî itkiye ve sorumluluk duygusuna dayandığını, her ne kadar ahlâkîlik için yasa ve kurallar getirilmeye çalışılmışsa da ahlâkîliğin bunlarla oluşturulamayacağını, ahlâkî sorumluluk için kesin sınırların çizilemeyeceğini kabul ederek modern etikten ayrılır. Bu makalede Bauman’ın, ahlâkîliğin müphemliğine ilişkin görüşleri mo-dern etiğe getirdiği eleştiriler etrafında ortaya konmaya çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Bauman, Postmodern Etik, Modern Etik, Ahlâkîlik, Müphemlik.

KANT’IN DEİZMİ:

WOOD’UN ARGÜMANLARININ BİR ELEŞTİRİSİ

Hüseyin Aydoğan

ÖZ

Din felsefesi literatüründe ağırlıklı bir yeri olan Tanrı tasavvurları bahsi, pek çok çalışmaya konu olmuştur. Bu tasavvurlar, özünde insanın Tanrı ile olan ilişkisini ihtiva etmektedir. Büyük filozoflar, teologlar, bu sahada etkileri uzun yıllar sürecek eserler kaleme almışlardır. Alman filozof Immanuel Kant’ın da bu felsefi düşünceye devrim niteliğinde katkıları olmuştur. Düşünürün, özellikle Aydınlanma düşüncesi içerisinde dine yönelik felsefi mülahazaları görmezden gelinemez. Bu dönemin neredeyse en belirgin özelliği deistik Tanrı tasavvurunun yaygın bir kabul görmesidir. Bu noktada ünlü Kant uzmanı Allen Wood’un ileri sürmüş olduğu argümanlar, Kant’ın deistik bir Tanrı tasavvuru taşıdığına dairdir. İşbu çalışmada bu argümanların eleştirisi yapılacak ve Kant’ın Tanrı tasavvurunun teizme daha yakın olduğu ileri sürülecektir.

Anahtar Kelimeler: Kant, Wood, Deizm, Teizm, Din, Vahiy, Tanrı.

ARİSTOTELESÇİ SİSTEMDE PRATİK SANATLAR

BAĞLAMINDA TEORİ VE PRATİK İLİŞKİSİ

Engin Koca

ÖZ

Aristotelesçi bilimler sınıflandırmasının en tepesinde, saf nedenler ve ilk ilkelerle birlikte saf formları (Tanrı, türsel form, göksel varlıklar ve görüsel akıl) ele alan metafizik durur. Onun altında hareket etmeyen ve birincil tözlerden ayrı var olamayan nesneleri inceleyen matematik vardır. Bir “doğa metafiziği” olarak adlandırılabilecek fizik bilimi ise hareketin ilkesini kendisinde taşıyan birincil tözleri ve maddeden ayrı var olamayan formları a priori olarak ele alır. Bu üç teorik bilimi üretici sanatlar takip eder. Üretici sanatlar ise deneyime dayanan pratik bileşene ve en nihayetinde fiziğin ilkelerine dayanan teorik bileşene sahiptir. Aynı şey pratik sanatlar için de geçerlidir. Onların pratik bileşenleri deneyime, teorik bileşenleri ise, kendisine fiziğin teorilerini model alan politikanın ilkelerine dayanır. Bu makale politika, pratik sanatlar ve fizik arasındaki ilişkinin kurallılığını açıklamaya çalışmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, Politika, Pratik Sanatlar, Pratik Bilgelik, Fizik.

İNSAN OLMAK:

DİL VE BİLİNCİN EŞKÖKENLİĞİNE DAİR BİR ANALİZ VE

ARAŞTIRMA

Engin Yurt

ÖZ

Bu makalede en temelde dil ve bilincin eşkökenli olup olmadığı araştırılmıştır. Özellikle antropoloji, biyoloji, evrimsel linguistik ve evrimsel psikoloji gibi alanlarda ilgi gören bu dilin ve bilincin kökeni sorunu burada felsefi bir açıdan ele alınmaya çalışılmıştır. Dil ve bilincin ilişkisine dair kabul gören ama birbiriyle belli açılardan çelişen teoriler ortaya koyularak bu çelişkinin ötesinde dil ve bilincin kökenine dair bir düşünme denenmiştir. Piaget, Vygotsky, Chomsky, Whorf gibi isimlerin temsil ettiği farklı yaklaşımları da gözeterek, dil ve bilincin birincil olarak tarihsel değil ama felsefi bir eşkökene sahip olmasının anlamının ne olabileceği üzerine bir soruşturma yapılmıştır. Bu soruşturma ile bu köken sorununa yönelik derleyici bir bakış açısının sunulması amaçlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Dil, Bilinç, Köken, Eşköken, İnsan, Linguistik, Düşünme.

TA‘DÎLÜ’L-KELÂM: KELAMIN FELSEFEYLE “TA‘DİL”İ

Mehmet Fatih Arslan

ÖZ

Bu makalenin amacı, Sadrüşşerîa es-Sanî el-Buhârî’nin (ö. 747/1346) Ta‘dîlü’l-kelâm adlı eserinin felsefe-kelam etkileşimi bağlamında içerik analizini yapmaktır. Müellif eserin mukaddimesinde kelam ilmini yeniden düzenlemeyi ve yapısını güçlendirmeyi amaçladığını belirtir. Ancak bunun usûlü ve keyfiyeti hakkında herhangi bir açıklamada bulunmaz. Bu çerçevede makalenin temel tezi, Sadrüşşerîa’nın Mâturîdî kelamını İbn Sînâ’nın (ö. 428/1037) el-İşârât’ı ve iki önemli şârihi, Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210) ve Nasîruddîn et-Tûsî (ö. 672/1274) üzerinden yenilemeye ve güçlendirmeye çalıştığıdır. Bu iddianın en önemli delili, gerek meseleler gerekse tertip bağlamında eserin büyük ölçüde el-İşârât geleneğini takip etmesidir. Öyle ki Sadrüşşerîa, Fahreddin er-Râzî’nin Eşârî geleneğinde yaptığına benzer şekilde, el-İşârât’da ortaya konan felsefi birikimi sistematik bir biçimde eleştirmeye ve tashih etmeye çalışır. Böylece o, İbn Sînâcı birikimle hesaplaşarak Mâtûrî kelamını geliştirmeye ve güçlendirmeye çalışmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Ta‘dîlü’l-kelâm, Sadrüşşerîa, Mâturîdî Kelamı, El-İşârât, Felsefî Kelam.

İNANÇLARIMIZI SEÇEBİLİR MİYİZ?

Tahsin Ölmez

ÖZ

Sahip olduğumuz inançlara dair sorumluluğu temellendirebilmek için, inançları edinirken özgür irademizi kullanarak seçtiğimiz iddiası, epistemik anlamda tartışılması hayli zor gözüken konulardan birisidir. İnancın edinilmesinde iradenin özgür olduğunu savunanların öne sürdüğü iddialar epistemik açıdan tutarlı olmakla birlikte; inançta iradîliğin mümkün olamayacağını öne sürenler tarafından yöneltilen eleştirilere tatmin edici felsefi cevaplar veremediği gözlenmektedir. Bağdaşımcı yaklaşımın, inançları eylemlerimiz ile kıyaslayarak, ortada açıkça anlaşılır herhangi bir engel olmaması halinde, eylemlerde varlığı hissedilen özgürlük ve seçmenin, inançlar için de geçerli olabileceği tezi; inancın tabiatını oluşturan ‘doğruyu bulma’ niteliği söz konusu olduğunda özneye seçme şansı tanınmasını imkânsız kılmaktadır. Çünkü öznenin inancı seçebilmesi, aynı zamanda inancın tekabül edeceği doğruluğu da belirlemesi anlamına gelecektir ki, böyle bir durum da hakikatin inançtan bağımsız olması gerçeği ile çelişecektir.

Anahtar Kelimeler: Doxastik Voluntarizm, İnanç, İrade, Kontrol, Determinizm, Bağdaşımcılık.

İNANMADA ÖZGÜRLÜK

Matthias Steup

Çev. Tahsin Ölmez

ÖZ

Matthias Steup inançsal özgürlüğün günümüzdeki savunucularındandır. O, tıpkı eylemlerimizde olduğu gibi, inançsal tutumlarımızın da çoğu kez özgür olduğunu savunur. Bu fikrini savunmak için, nedensel belirlenmişlik ve özgürlüğün bir arada bulunabileceğini öne süren bağdaşımcılık fikrine müracaat eder. Bağdaşımcı yaklaşımı inançsal tulumlarımıza uyguladığımız zaman, inançsal tutumlarımızın eylemlerimizden daha az özgür olmadığını görürüz. Ancak Steup, bağdaşımcı yaklaşımın farklı yönlerini ele aldıktan ve ulaştığı sonuçları inançsal tutumlara uyguladıktan sonar, bağdaşımcılığın yanlış olabileceğini itiraf etmiştir. İnançsal özgürlüğümüzü savunma konusunda özgürlükçü yaklaşımın da sonuçsuz kalmasının ardından, Steup, ne bağdaşımcılığın ne de özgürlükçülüğün kesin olarak doğru olmadığın ve bu nedenle bizim hiçbir şekilde kesin olarak inançsal özgürlüğe sahip olduğumuzu iddia edemeyeceğimizi kabul eder. Katı belirlenimciliğin tehdidi altında, eylemlerde ve inançsal tutumlarımızda özgürlük iddiası sadece bir aldanmadır. Buna rağmen Steup, yine de inançsal tutumlarımızın özgür olduğunu iddia eder.

Anahtar Kelimeler: İnançsal Özgürlük, Bağdaşımcılık, Özgürlükçülük, Gerekçe, İstenç, Niyet, Nedensellik.

McGINN: BİLİNÇ PROBLEMİ FELSEFİ BİR

PROBLEM DEĞİLDİR

Alev Genç

ÖZ

Colin McGinn zihin felsefesinin zor probleminin hiç bir zaman çözülemeyeceğini iddia etmiştir. McGinn diğer bir iddiası da zihin-beden problemin çözümsüz olmasının felsefi bir problemi de ortadan kaldırdığı ile ilgilidir. Zihin-beden probleminin basit ve doğal bir çözümü olmasına rağmen bu problemin çözümün insanın bilişsel kapasitelerinin üzerindedir. Bu çalışma zihin-beden problemine radikal bir yaklaşım sunan McGinn’in “Bilişsel Kapalılık” argümanını incelemeyi amaçlamaktadır. McGinn’in bu argümanını hangi gerekçelerle savunduğu incelendikten sonra bu konuda yapılan eleştirilere yer verilecektir.

Anahtar Kelimeler: McGinn, Zihin-Beden Problemi, Gizemcilik, Bilişsel Kapalılık, Bilinç, Açıklayıcı Boşluk.

TARİH – TOPLUM – SİYASET – SANAT

ARAŞTIRMALARI

DİL VE ŞİİR

Martin Heidegger

Çev. Fatih Tepebaşılı

“Schweiget im Wort

So gründet die Sprache”

“Sözlerin içinde sustuğunda

Dil böylece inşa edilir.”

ÖZ

Heidegger’in dili “varlığın evi” olarak isimlendirmesi bilinen bir gerçektir. Buna göre biz dil evinin sakinleriyiz. Insan dil sayesinde insandır ve diğer varlıklardan konuşma özelliğiyle farklılaşır. Hamann’ın insana özgü sayılabilecek akıl ile dili bir tutması tespiti bu gerçeği başka bir noktadan destekler. Heidegger’e göre dil konuşma üzerinden somut hale ulaşır. Bunun işlevleri ise birinci olarak ifade etme, ikinci olarak insanı eylemli kılma ve nihayet ise hakiki veya hakiki olma-yanın tasarımı ve sunumunu sağlamaktır. Konuşma ancak söylendiğinde husule gelir. Mükemmeliyete kavuşur. “Şiir, saf söylenmiş sözdür.”

Anahtar Kelimeler: Dil, söylemek, söylenilmiş söz, şiir.

GEORG JELLINEK: İNSAN VE YURTTAŞ HAKLARI BİLDİRGESİ ÜZERİNE:

MODERN ANAYASA TARİHİNE BİR KATKI

Nedim Yıldız

ÖZ

İnsan hakları konusunda yapılan ana ayırımlardan biri, temsil ettikleri özlere göre onların negatif ve pozitif olarak sınıflanmasıdır. Negatif haklar devletin hiçbir biçimde sınırlayamayacağı ve kısıtlanamaz haklardır. Bu haklar, doğuştan gelir. Bunlar, düşünce ve vicdan özgürlüğü gibi haklardır. Pozitif haklar ise, devlet veya otoritenin belli imkan ve teşvikler sağlamasıyla gerçekleştirilebi-lirler. Bu hakların örneği, eğitim ve sağlıktır. Bu çalışmada, bu iki hak türünün “Fransız Vatandaşlık Bildirgesi”ne olan etkileri ele alınmıştır. Bu ele alış, Georg Jellinek’in “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi Üzerine: Modern Anayasa Tarihine Bir Katkı” adlı çalışması dolayımıyla yapılmıştır. Jelinek’in metni, “günümüz dünyasında seçmen tercihleri doğrultusunda pozitif hakların artırılması amacıyla negatif hakların azaltılmasının uygun olup olmayacağı” konusundaki tartışmalara da ışık tutacak nitelikte olması bakımından biçim ve içerik olarak önemli bir örnektir.

Anahtar Kelimeler: Negatif Haklar, Pozitif Haklar, 1789 Fransız “İnsan ve Yurttaş Hakları”, Rousseau, Jellinek, Locke.

KLASİK VE MODERN SİYASET DÜŞÜNCESİNİN MUKAYESESİ

Fatih M. Şeker

ÖZ

Çağdaş Türk düşüncesinin bir Medînetü-l-Fâdıla, Kutadgu Bilig veya Ahlâk-ı Alâî kaleme alma imkân ve ihtimali nedir? Peşine düştüğümüz yahut da cevabını arayacağımız soru budur. Maksadımız klasik ve modern dönemi birbirinin ışığında görmek, her iki devri inşâ eden kalburüstüne gelen mütefekkirleri hakem tayin etmektir. Erbabının takdir edeceği üzere her siyasetnâme, idarecileri tarih önünde sıygaya çekmenin bir bedeli olarak okunabilir. Bu istikamette bambaşka istikametlere bakan iki dünyayı birbirinin emrine verdiğimiz dönemle her şeyin tabiî olarak olması gereken yerde bulunduğu zamanları karşılaştıracağız. Kitapta tasvir gerçekten, hayatta ise gerçek tasvirden daha kıymetlidir diyenlerin haklı olup olmadığını sorgulamaya çalışacağız. Bir cümleyle eski ile yeninin siyasî çerçevede muhasebesini yapmaya gayret edeceğiz. Çağdaş Türk düşüncesinin klasik bir siyasetnâme metni yazmasının mümkün olup olmadığını yoklayacağız.

Anahtar Kelimeler: Klasik ve Modern Türk Düşüncesi, Medînetü-l-Fâdıla, Kutadgu Bilig, Ahlâk-ı Alâî, Siyasetname.

OSMANLI SİYASET DÜŞÜNCESİNDE “POLITIQUE/POLİTİKA”

KAVRAMININ KULLANIMI ÜZERİNE BİRKAÇ NOT

Nergiz Yılmaz Aydoğdu

ÖZ

Türk modernleşme tarihinin önemli etkileşim alanlarından biri Türkiye’de bilimsel terminolojinin anlam ve muhteva bakımından dönüşümüdür. On sekizinci yüzyılın ortalarından itibaren Batı dillerinden Türkçeye yapılan tercüme faaliyetleri Türk düşüncesini siyasi anlayış, politik tercihler ve gelecek tahayyülü bakımından etkilemiştir. Sözü edilen modernleşme süreci, Türk dilinin bilimsel terminoloji ve muhtevasını da büyük ölçüde belirlemiş gözükmektedir. Bu makale çalışması ile Türkçe’de bazı siyasi ve felsefi kavramların anlam ve muhteva bakımından dönüşümüne örnek olarak “Politique” kavramının Türkçeye tercümesini inceleyeceğiz. Bu inceleme ile on dokuzuncu yüzyıl itibariyle Türkçe kelimelerin modernleşme çabaları ve tercüme faaliyetleri neticesinde, süregelen etkilerin sonucunda, nasıl kullanım özelliklerini yitirdiğini veya kelimelerin nasıl yeni anlam ve muhtevalara büründüğünü tesbite çalışacağız.

Anahtar Kelimeler: Politika, Siyaset, Tedbir, Osmanlı Modernleşmesi, Tanzimat Düşüncesi.

VİKTORYAN İNGİLTERE’DE EVRİM VE TOPLUM

Alper Bilgili

ÖZ

Viktorya Dönemi İngilteresi’nde, yani 19. yüzyılın ikinci yarısında genelde bilimin, özelde ise evrim teorisinin toplumsal tartışmaların merkezinde olduğu söylenebilir. Bu tartışmalar sadece modern İngiliz toplumunda bilimin oynaması gereken rol ile ilgili değildir. Bu dönemde bilim, bilimdışı alanlara da ışık tutan, siyasetten toplumsal reforma kadar birçok alanda rehber olması beklenen bir uğraş halini almıştır. Bilhassa biyolojik evrim teorisi Viktoryan Dönem’de ırk, eşitlik, ilerleme, sekülerleşme, anarşi ve terör gibi birçok konu ile ilişkilendirilmiştir. Bu tartışmalar bilim insanları arasında kalmamış, entelektüellerde ve sokaktaki insanda da ilgi uyandırmıştır. Birçok düşünür, ideolog ve politikacı toplumsal reform taleplerini yine bu teoriye atıfla meşrulaştırmaya, desteklemeye çalışmıştır. Bu makalede, Darwinci evrim teorisinin Viktoryan dönemde toplumsal tartışmalarda nasıl kullanıldığına ve/veya istismar edildiğine odaklanılacak, böylece bilimsel teorilerin bilimdışı alanlarda oynadığı role ışık tutulacaktır.

Anahtar Kelimeler: Viktoryan Dönem, Materyalizm, Thomas Henry Huxley, Sekülerleşme, Darwinizm, Evrim Teorisi.

ANTİK ROMA TOPLUMUNDA KADIN VE EĞİTİMİ

Derya Çığır Dikyol, Evren Şar İşbilen

ÖZ

Bu çalışma antik Roma’da kadının toplumdaki yeri ve bu bağlamda eğitimini konu almaktadır. Kaynak analizi yöntemiyle ele alınan çalışmanın amacı pek çok modern toplumuna etkisi bilinen antik Roma’nın kadına bakış açısını yansıtmak ve kadının eğitimine verilen önemin aynı zamanda o toplumun genel yapısına dair pek çok izi de barındırdığını Antik Dönem’den bir örnekle göstermektir. Çalışmanın belkemiğini antik kaynaklar oluşturmaktadır ve bunlara dayanılarak elde edilen bilgiler modern kaynaklarla karşılaştırılarak yorumlanmıştır. Roma başlangıçtan itibaren toplumsal kimliklerin inşa sürecinde kadını zayıf, iradesiz, korkak ve tehlikeli bir varlık olarak görmüştür. Bu bağlamda erkeklerle eşit eğitim hakkına sahip olamayan ve ailesinin statüsü gereği diğer hemcinslerine göre iyi eğitim almış olan kadınlar dahi toplumdaki, kendilerine dayatılan ikincil rolü benimsemiş görünmektedirler. Günümüz toplumlarında kadının yeri ve eğitimine ilişkin sorunların kökenini antik Roma uygarlığında izlemenin mümkün olduğu bu çalışmada açıkça ortaya konulmuştur. Bu bağlamda çalışmanın kadın ve kadının eğitimi araştırmalarına katkı sağlayacağı ve bu konudaki çalışmalara tarihî çerçeveden geniş bir perspektifle bakmanın yolunu açacağı düşünülmektedir.

Anahtar Kelimeler: Eğitim Tarihi, Antik Roma, Kadın Eğitimi, Cinsiyet Ayrımı.

FÂRÂBÎ’NİN EL-MEDİNETÜ’L-FÂZILA VE

ES-SİYASETÜ’L-MEDENİYYE (MEBÂDİÜ’L MEVCÛDAT)

ADLI ESERLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

Ahmet Bozyiğit

ÖZ

Fârâbî, İslâm düşünce tarihinde siyâset felsefesinin kurucusu olarak bilinmektedir. Fârâbî’den önce de siyâset felsefesi ile ilgili olarak eser yazan İslâm filozofları olmuştur. Ancak bu konudaki en sistemli ve kapsamlı çalışma hiç şüphesiz Muallim-i Sani Fârâbî’ye aittir. Fârâbî’nin el-Medînetü’l-fâzıla ve es-Siyâse-tü’lmedeniyye adlı eserleri metafizik konularla birlikte İslâm düşüncesinde siyâset felsefesi hakkında da bilgi veren önemli kaynaklardır. Fârâbî’nin başka eserlerinde de bu konular hakkında bilgiler verilmiştir. Ancak bu iki eserde neredeyse aynı ve paralel konular kapsamlı olarak ele alınmıştır. Bu makalenin amacı Fârâbî’nin bu iki eserini içerik yönünden karşılaştırmak suretiyle birbiriyle ortak, paralel ve çelişkili olan noktalarını belirlemek ve Fârâbî’nin bu iki eserindeki düşüncelerini bütün açıklığıyla ortaya koymaktır.

Anahtar Kelimeler: Fârâbî, El-Medînetü’l-Fâzıla, Es-Siyâsetü’l-Medeniyye, İslâm Felsefesi, Siyâset Felsefesi.

XVII. YÜZYILDA İNGİLTERE’DE YENİ BİLİMİN

KAMUSALLAŞMA MEKANLARI OLARAK KAHVEHANELER

Nihal Fırat Özdemir

ÖZ

17. yüzyılda İngiltere’de, doğayı yeni bir yöntemle incelemeye geçiş süreci kendine has özellikler taşır. Devrim olarak nitelendirilen bu dönemin değişen ilmî bakış açısı pek çok kez araştırma konusu olmuştur. Bu çalışmada ise bu dönemin değişimlerini taşıyan ortamlar (medium) incelenecektir. Aklın marifetli ellerle buluşma ortamları ne(re)lerdir? Bu ortamlar yeni bilimin karşılaşma, aktarılma ve kamusallaşma mekânları olarak önemli işlevler görürler. İngiltere ise bu ortamlara halkın da şahitliğini katarak objektif ve bağımsız karakteristikler ekler. Bu çalışmada İngiltere’nin 17. yüzyılda yaşadığı bu farklı tecrübe, yer yer karşılaştırmalarla ele alınacaktır. Bu bağlamda akademiler, müzeler, kahvehaneler, zengin hâmiler, laboratuvarlar, halka açık deneyler, dergiler, bilim adamları arasındaki ilmî mektuplaşmalar yeni bilginin aktarım araçları olarak incelenecektir. 17. yüzyıl İngiltere’sinde yeni bilginin yayılımı ve kamusallaşmasındaki en önemli etkenlerden biri olan kahvehaneler, bilimin ekonomik sosyal ve kültürel bağlamı ile birlikte değerlendirilecektir.

Anahtar Kelimeler: 17. yüzyıl, İngiltere, Ortam, Medya, Medium, İletişim, Yeni Bilgi, Bilim, Aktarım, Kahvehaneler, Müzeler, Akademiler.

KİTABİYAT

HISTORIA: ANTİKÇAĞDA ARAŞTIRMA FİKRİNİN DOĞUŞU

Arzu İbişi Temelli

Eyüp Çoraklı, Historia : Antikçağda Araştırma Fikrinin Doğuşu, Alfa Yayınları, İstanbul, 2017, 220 sf.

DOĞUŞUNDAN GÜNÜMÜZE İSLAM FELSEFESİ

Ali Sertan Beşer

Roy Jackson, Doğuşundan Günümüze İslam Felsefesi, çeviren Atilla Alan, Litera Yayın-cılık, İstanbul 2017, 295 sayfa.

TARİH FELSEFESİ

Ferdi Ertekin

Ayhan Bıçak, Tarih Felsefesi, Dergâh Yayınları, İstanbul 2015, 260 sayfa.

“Her kitap yarımdır. Kitabı insanlık yazar.

Ne mutlu ona bir hece ekleyebilene.” (Cemil Meriç)

ANTİK YUNAN’DAN ROMA’YA İLETİŞİM VE SİYASET

Merve Kumdereli

Necdet Ekinci, Antik Yunan’dan Roma’ya İletişim ve Siyaset, Birinci Basım, Ankara, Gece Kitaplığı, Temmuz 2017, 219 sayfa.

Yorum Kapalıdır.