|
Sözün Başı
Her toplum, bir kültür bütünlüğü oluşturur. Ama her kültür çevresi, medeniyetleşmiş değildir. Türklük, medeniyetleşmiş kültürlerdendir. Her medeniyet, felsefîleşmiş değildir. Ne var ki, Türk kültürünün mensûbu olduğu İslâm medeniyet dairesi felsefîleşmiştir.
Felsefîleşmiş İslâm medeniyeti, 1500lerin başından beri kendisini duyuran ve felsefî vechesi ağır basan Yeniçağ dindışı Batı Avrupa medeniyeti karşısında 1600lerin ortalarından itibâren gerilemeğe yüz tutmuştur. Nihâyet adı anılanın yerini halefi olarak alan küreselleştirilen Çağdaş İngiliz-Yahudî medeniyeti tarafından ise 1700lerin ortalarından itibâren, git gide dünyanın medeniyet gündeminin dış gündeminin dışına itilmiştir. 1800lerin, sonlarında, İslâmdan, artık, medeniyet bağlamında bahsetmek imkânsızlaşmıştır. Bu meyânda Türk kültürünün de bastığı zemîn, ayaklarının altından çekilmiş oldu. Sonuçta Türklük, ikilemle karşı karşıya kalmıştır: Ya büyük bir zahmete katlanarak bağrından çıkıp içerisinde serpildiği geçmişte kalan klasik İslâm medeniyetinin artabıraktığı birtakım maddî ile manevî malzemelerden yararlanmak suretiyle medeniyete götürebilecek yeni bir kültür örneğini inşâaya girişecek ya da bütün insanlığa hâkim olmağa yüz tutan Çağdaş medeniyetin 'dümen suyu'na kapılacaktır.
Türk dünyasının öteden beri tek bağımsız siyâset birimi olarak temâyüz etmiş Türkiye _yânî Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti_ 1900lerin başlarından beri tercihini ikinci şıkdan yana kullanmaktadır. İkinci şık, bizi fikirce yapıcılığı, yaratıcılığı gerektirmeyen zahmetsiz, rahat bir tercihe götürmektedir. Buna karşılık, bu, güzel ve şerefli olmayan bir tavır alıştır. Hazır giyim ile yiyecek gibi tatsız tuzsuz, biçimsiz, yavan ve yapmacıktır. Giyilmeğe çalışılan bu hazır elbîsenin eğreti kaçtığı bellidir.
Geçmişlerinden devraldıkları özelliklerden oluşan kişiliklerine uygun düşünce, siyâset, sanat, zanaat ile iktisât yapılarını inşâa edemeyip bu doğrultuda kendilerini yenilemeyen toplumlar, kısa ve uzun vadeli sorunlara özgün çâreler üretemezler. Özgünlüklerini yitiren toplumlar, yavanlaşıp sıradanlaşırlar. Böyle toplumlara da tarih sahnesinde uzun uzadıya yer aranıp tahsîs olunmaz. Bunlara, öyleyse, saygı gösterilmez. Sonuçta onların ömrü kısa olur.
Niçin?
Tarihte üstün kültürler, medeniyetleşmiş olanlardır. Bunların da en üst mertebeye ulaşmış olanlarıysa, felsefîleşmiş medeniyetlerdir. Felsefîleşmiş medeniyetin izleriyle kültürün her girintisi ile çıkıntısında karşılaşılır.
"Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları Dergisi" sayfalarını bir felsefîleşmiş kültür inşâasına katkıda bulunmak iddiasını taşıyan felsefe _varlık ile bilgi öğretileri, bilim teorisi, ahlâk, dil, din, tarih ile toplum_ araştırmalarına, mantık ile matematik çalışmalarına ve bilim _fizik, gökbilim, yer bilimleri, kimya, canlılar bilimi_ incelemelerine açacaktır.
"Kutadgubilig"de aranan başta gelen özellik, özgünlük, felsefe-bilim ciddîliği, enginlik, derinlik ile ifâde güzelliğidir. Özgünlükten kasdımız, öncelikle Türk müellifinin, ele aldığı soruna evvelemirde Klasik medeniyetimizin bakış açısını da dikkate alarak çözüm önermesi keyfiyetidir.
İfâde güzelliğine gelince; bundan murad olunan, Türkcenin, yüzyılların zevk ile letâfet imbiğinden süzülerek günümüze erişmiş soylu söz varlığı ile anlatım gücünün alabildiğine ortaya koyulmasıdır.
Felsefe-bilim zihniyeti, taassub ile tek taraflılığı reddeder. Tersine, eleştiri tavrıyla yola koyulunur. Felsefe-bilim akılyürütme yolunun sonu yoktur. Her akılyürütme silsîlesinin sonu gibi gözüken vargı, yeni bir gidişin başlangıcını bağrında taşır. Ancak, eleştirel tutum, özellikle ahlâk-tarih-toplum-siyâset çerçevesinde, açısızlık, görüşsüzlük ile ifâdesizlik anlamına gelmez, gelemez, gelmemelidir.
Felsefe-bilim bağlamında ortaya koyulan bir verim, ilk bakışta, nice özgün gözükürse gözüksün, belli bir geleneğin bağrında yer almıyorsa, kalıcı bir anlam kazanamaz. Havaya saçılmış tohumları andırır. Ekinlerin yetişip serpilmeleriçin tohumların, münbit topraklara atılmaları icâb eder.
Benzer biçimde, düşünceler ile varsayımların kalıcı, etkileyici ve evrensel anlamlar kazanabilmeleri de, belli bir felsefe-bilim geleneğinin (école) içerisine doğup bağrında neşvünemâ bulmalarına bağlıdır.
İşte, "Kutadgubilig", Türk düşüncesinde böyle bir geleneğin oluşmasına zemîn hazırlayabilirse, kuruluş amacı doğrultusunda hizmet görmüş olacaktır. Derginin sayfalarında yazılarıyla yer alacak felsefeci-bilimadamlarımızın, dialektik bir anlatışla, düşüncelerini 'çarpıştıracak' bir ortama kavuşmaları dileğimizdir. Bunun içinse, siyâset ile menfaat mülâhazalarından ârî bir Türk Felsefe-Bilim Yüksek Kurulunun (Académie) kurulması zorunludur. Bahis konusu Yüksek Kurula ilişkin taslağı ilişikte takdîm ediyoruz. Yazım hayatına atılan bu dergi de o Yüksek Kurulun sözcüsü yahut ifâde aracı niteliğini kazanabilir. Gayret biz insanlardan, himmet ise Allahdandır.
Nasıl?
"Kutadgubilig", yılda iki defa yayımlanacak. Her sayı, sırasıyla felsefe çalışmaları, din-dil-edebiyat-tarih-toplum araştırmaları ile bilim incelemeleri biçiminde bölümlenecek. Dergi, sayfalarını öncelikle telîf yazılara açacak. Bunların yanı sıra, zaman zaman tercümelere dahî yer verilecek. Ayrıca, daha önce değişik yayım organlarında, öncelikle eski yazıyla, çıkmış önemli çalışmalar da, "Kutadgubilig"in sayfalarında unutulmaktan kurtarılacaklardır. Dergi, gönderilen çalışmaları, bir hakem kuruluna inceletip onun olurunu aldıktan sonra ancak, basar. Basılmayanlar da, yayımlananlar gibi, iâde olunmayıp arşivlenirler. "Kutadgubilig", yayımladığı çalışmalarda izhâr olunmuş düşünceler ile görüşlerin sorumluluklarını üstlenmez. Yalnız, dil ile ifâde biçimlerinde nisbî bir ortaklığı sağlamak amacıyla müdâhale hakkını mahfûz tutar.
Saygılarımız ve selâmlarımızla, 'mutluluk veren bilgi': "Kutadgubilig". |