Kutadgubilig 34 – Aristoteles Özel Sayısı

Kutadgubilig 34. Sayı – Aristoteles Özel Sayısı

ARİSTOTELES’in AKIL ESÂSLI FELSEFE-BİLİMİ OLUŞTURUŞU

Teoman Duralı

İnsanın, akıl mâliki varlık olduğunun ve bunun kılavuzluğunda yaşanıldığının

bilinci demek olan logostan, bildiğimizce, ilk defa, M.Ö. Altıncı yüzyılda Eskiçağ

Ege medeniyet âleminden Pitagoras ile Herakleitos bahsetmişlerdir. Öteki

bütün canlılar, az yahut çok duyan, duygulanan, demekki edilgen varolanlardır.

Tek, bir tek insan, karşılaştığını değerlendirip anlamlandıran akıl mâliki etkin

canlıdır. Giderek, insanın akıl varlıklılığına dayanılarak inşâ olunmuş kurum,

felsefe-bilimdir. Malzemeyi hazırlayıp yapıtaşlarını sağlayan Eflâtun olmakla

birlikte, binânın mimarı Aristotelestir.

Anahtar Kelimeler: Felsefe-bilim, akıl, akıl varlığı, mantık, maneviyât, manevî, manâ,

bilinç, bilgi, varolmak, varoluş, varolan, varlık, Eskiçağ Ege medeniyeti…

ARİSTOTELES BAĞLAMINDA ARAŞTIRMACILIK VE

FİLOZOFLUK

Ayhan Bıçak

Çalışmada Aristoteles’in filozof olma şartlarını nasıl gerçekleştirdiği ve filozoftan

ne anladığı araştırılmaktadır. Aristoteles’in filozofluğu yazıda şu sırayla kurgulanmıştır:

1- Filozofun farklılığını göstermek için büyücüler kısaca ele alınmıştır.

2- Aristoteles’in araştırmacı kimliği, araştırmacılıkla yöntem arasındaki

ilişkiler ve araştırmaları üzerinde durulmuştur. 3- Düşüncelerini temellendirmek

için geliştirip kullandığı, ilke, İlk Hareket Ettirici, evren, insan, akıl, ruh, bilgi,

töz, nedenler, ahlak, siyaset, gaye gibi konuların onun düşünce sistemini nasıl

oluşturdukları incelenmiştir. 4- Araştırmalarından ortaya çıkan düşünce sistemi

içerik ve biçim açısından değerlendirilmiştir. 5- Filozof hakkındaki görüşleriyle

filozof resmi tamamlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Büyücü, bilge, filozof, araştırmacı, yöntem, düşünce sistemi,

evren, ruh, bilgi, bilim.

ARİSTOTELES VE SOKRATES ÖNCESİ FELSEFE

Güvenç Şar

Bu çalışmada Aristoteles’in Sokrates öncesi felsefe ve filozoflar hakkında yaptığı

aktarımlar değerlendirilecektir. Aristoteles çalışmalarında kendisinden önce

gelen filozofların görüşlerini eleştirerek geliştirdiği düşüncelerinin ne kadar sağlıklı

olduğu konusu değerlendirilecektir. Aristoteles Sokrates öncesi filozofları

pek çok yapıtında eleştirmekle birlikte bu eleştiriler iki grupla sınırlanacaktır:

evrenin arkhe’sinin ne olduğunu cevaplayan filozoflar ile Aristoteles’in olumsuz

eleştirilerine maruz kalan sofistler.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, Presokratikler, felsefe tarihi, arkhe, sofistler.

ARİSTOTELES: GELİŞİMİNİN TARİHİNİN TEMELLERİ

Werner Wilhelm Jaeger

Çev: Barış Aydoğan

Werner Wilhelm Jaeger (1888-1961), 20. yüzyılın önde gelen klasik filologlarındandır.

Doktora çalışmasını Aristoteles’in Metafiziği’nin oluşumu üzerine

yapmış ve bu çalışmada Aristoteles’in eserinin bir bütün olarak yazılmadığını

ve farklı zamanlarda verdiği derslerin biraraya getirilmesi ile oluştuğunu savunmuştur.

Bu nedenle kitap içerisinde yer alan kopukluk ve çelişkilerin olağan

olduğunu savunmuştur. Karşınızda duran çeviri ise onun en az bir yarım yüzyıl

boyunca yapılmış olan Aristoteles yorumları ve tarihsel eleştirileri üzerinde

hakim olmuş “Aristoteles: Gelişiminin tarihinin temelleri” adlı eserinin Önsöz,

Sunuş bölümleri ve onları takip eden ilk bölümünden oluşmaktadır. Jaeger,

Önsöz’de bu eserde kullandığı yönteme ilişkin kısa bir bilgilendirmeden sonra

Sunuş bölümünde kendi zamanında bir filozof olarak Platon’un gelişim tarihi

yaygın olarak incelenirken Aristoteles’in gelişim tarihinin göz ardı edilişini, bu

durumun tarihsel nedenlerini de ortaya koyarak eleştirir. Eserin çevrilen bu ilk

bölümü, Aristoteles’in Akademi’ye katıldığı döneme ilişkin olup onun Platon’la

olan halef-selef ilişkisine de döneminin genel kabullerinden farklı bir ışık tutmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, Platon, gelişim, Akademi, Jaeger.

ARİSTOTELES’İN TİMAİOS OKUMASINDA UNSUR TARTIŞMASI

Merve Arlı

Aristoteles’in Platon okuması en az iki çeşittir. Bunlardan ilki; herkesin bildiği

gibi, Platon’u çeşitli konularda eleştiren okumadır. Bu biçimle, hocasının

düşüncesini aktardığı ikinci okuma biçimi arasına ayrım koymak yerinde

olacaktır. Bu ayrım, özellikle bir fizik (physikê) tartışması olan fiziksel unsurlar

meselesi söz konusu olduğunda, Aristoteles’in okumasını anlamak açısından

önem arz eder. Aristoteles, Oluş ve Bozuluş Üzerine’de (II, 3, 330b15-16) Platon’a

göre, her şeyin kendisinden geldiği unsurların 3 çeşit olduğunu söyler. Bu başlı

başına Platon’un Timaios’ta söylediklerine karşıt gözükse de Aristoteles’in Ruh

Üzerine’deki(404b15-20) tespiti Aristoteles’in Timaios okumasının işaretlerini

sunar. Bu çalışmada Aristoteles’in Timaios okuması “unsur” konusu üzerinden

tartışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, Platon, Timaios, unsur, ruh, fizik.

NEGATİF TEOLOJİ BAĞLAMINDA APOPHASİS İLE APHAİRESİS

VE

ARİSTOTELES’TE OLASI TERİM KÖKENİ ARAŞTIRMASI

Engin Yurt

Bu çalışmada en temelde iki terime [Apophasis ve Aphairesis] dair bir köken,

anlam ve bağlam araştırması yapılması amaçlanmıştır. Felsefe tarihi içinde genellikle

ilk olarak Pseudo-Dionysos Areopagita ile birlikte açık bir şekilde ortaya

çıktığı düşünülen –ancak eğer istenirse Plotinus, Aristoteles, Platon ya da

Parmenides’te de başlatılabilen– negatif teoloji içinde önemli bir yere sahip olan

bu iki terimin [birbirleriyle eş anlamlıymış gibi anlaşılmaları açısından kavramsal

ve bağlamsal bir soruna, yanlış anlaşılmaya da konu olmuş olan] Grek düşünmesi,

kültürü içinde ve özellikle Aristoteles’te izinin sürülmesi denenmiştir.

Aristoteles’te bu iki terimin hangi anlam ve bağlamda kullanıldığının, anlaşıldığının

ortaya koyulmasıyla, bu iki terimin tarihsel olarak geçirdiği bağlam değişiklikleri

açığa çıkarılmaya çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Apophasis, Aphairesis, negatif teoloji, Pseudo-Dionysos

Areopagita, Aristoteles, terminoloji, terim, kelime, anlam, köken.

ON ORGANON

Nazlı İnönü

 ORGANON ÜZERİNE

Aristoteles’in mantık üzerine yazdığı yazılar ölümünden sonra öğrencileri tarafından

Organon adı altında toplanır. Organon adlı eser Kategoriler, Topikler,

Sofistlerin Çürütmeleri Üzerine, Yorum Üzerine, Birinci Çözümlemeler ve İkinci

Çözümlemeler olmak üzere altı kitaptan oluşur. Kategoriler kitabında Aristoteles

terimleri on kategoriye ayırarak inceler. Topikler’de münazaralara katılan

kişilere yol gösterici nitelikte, hem soru soran hem de cevap veren için belirli

kurallar verir. Sofistlerin Çürütmeleri Üzerine’de çıkarım sonuçlarının çökertilebildiği

çeşitli yollar ile bu tuzakları engelleme, onlardan kaçınma stratejileri

sunar. Yorum Üzerine’de o önermeleri inceler ve hangi önerme çiftlerinin, hangi

bakımlardan karşıt olduklarını belirtir. Aristoteles’in mantığa en büyük katkısı

sayılan Birinci Çözümlemeler’de o, tasım kuramını ortaya atar ve tasımları

formlarına göre inceler. İkinci Çözümlemeler’de ise kanıtlamanın özel şartlarını

verir.

Anahtar Kelimeler: Mantık, Aristoteles, Organon, Kategoriler, Topikler, Sofistlerin

Çürütmeleri Üzerine, Yorum Üzerine, Birinci Çözümlemeler, İkinci Çözümlemeler

 

ARİSTOTELES’TE ORTAK İLKELER OLARAK AKSİYOMLAR

Esma Kayar

Aristoteles İlk Felsefe olarak isimlendirdiği eserinde ortak ilkeler olan aksiyomları

inceler. Bu aksiyomlar ispatçı kıyasın temelinde oldukları için bilgi ile ve

İlk Felsefe’de ele alındıkları için varlıkla ilişkilidirler. Aristoteles’in aksiyomları

genel ve özel olmak üzere ikiye ayrılabilir. Genel askiyomlar çelişmezlik ve

üçüncü şıkkın imkansızlığı ilkeleridir. Çelişmezlik ilkesi çürütme ile ispatlanır.

Bu ispatların temelinde Aristoteles’in töz anlayışı bulunur. Özel aksiyomların

örneği ise eşitler aksiyomudur.

Anahtar Kelimeler: Aksiyom, ortak ilkeler, çelişmezlik ilkesi, üçüncü şıkkın

imkansızlığı ilkesi, eşitler aksiyomu.

ARİSTOTELES’TE ÇELİŞMEZLİK İLKESİNİN ONTOLOJİK,

EPİSTEMOLOJİK VE SEMANTİK ANLAMLARI ÜZERİNE

Esra Çağrı-Mutlu

Aristoteles Metafizik’te Çelişmezlik İlkesinin (non-contradiction) özün bilgisini

elde etmede ve bilimsel bir incelemeyi devam ettirmede ne gibi anlamlara sahip

olduğunu ayrıntılı bir biçimde açıklamaya çalışır. Bu bağlamda çelişmezlik ilkesinin

üç tartışmalı anlamından bahsetmek mümkündür. İlki daha çok ontolojik

olarak kabul edilir ve bir şeyin aynı bakımdan aynı anda aynı şeye ait olmasının

ve olmamasının mümkün olamayacağını dile getirir. İkinci daha çok kanıları/

inanmayı ele alır ve aynı şeyin hem olmasının hem de olmamasının mümkün olmadığını

söyler. Son olarak üçüncü ise savları/iddiaları konu etmesi anlamında

dilsel/semantik olarak ifade edilir ve buna göre karşıt ifadeler aynı anda doğru

olamaz. Bu üç anlam içerisinde Aristoteles için çelişmezlik ilkesi sayesinde,

kendisi olmaksızın gerçekleştiremeyeceğimiz, bilimsel inceleme, akıl yürütme

ve iletişim şansına sahip oluruz. Söz konusu makale üç anlamı analiz etmeye ve

değerlendirmeye çalışacaktır.

Anahtar Kelimeler: Çelişmezlik ilkesi, ilk ilkeler, metafizik, çıkarım, silojizm.

ANALİTİK KİTABI

Farabi

Çev. Hacı Kaya

Fârâbî Kitâbu’t-Tahlîl adlı metninde çeşitli mantık meselelerini ele almakta,

çıkarım yoları, burhan ve öncüller gibi konuların kısa bir analizinin ardından,

öncüllerin bileşim oluşturma şartları, kıyas ve doğrudan çıkarım, orta terimin

konumu, şartlı önermeler, yüklemin doğası, karşıolum ve döndürme, karşıolumlarda

doğruluk ve yanlışlık, karşıolumlarda döndürme, döndürme ve doğrudan

çıkarım yerleri, zıtlar, karşı çıkma yerleri, çıkarımda hata yerleri, burhan yolları

gibi mantık meselelerinin kısa analizlerine yer vermektedir. Çevirisini yaptığımız

bu eser, mantık biliminin esasen diğer bilimlere araştırmalarında takip edecekleri

bir takım formlar/yerler sunan bir bilim olduğu fikrini daha çok destekler

niteliktedir. Gerçekten de Fârâbî’ye göre ‘yerler’ bütün ilkelerin ve öncüllerin

en tümel ilkelerini teşkil etmektedir. Çıkarımlar birtakım öncüllerle kurulurken,

bu öncüllerin ilkesi konumundaki sözü edilen yerler dikkate alınır, başka bir

ifadeyle bu yerlerin sunduğu ilkesel formlar esas alınır. David Ross’un çok yerinde

ifadesiyle bir güvercin için güvercin yuvaları ne ise bir bilim adamı için

de yerler odur. Güvercin yumurtasını yaparken nasıl ki yuva içerisinde kalarak

yapıyorsa aynı şekilde çıkarımı yapan kişi de söz konusu mantıksal yerlerde

kalarak çıkarımda bulunur.

Anahtar Kelimeler: Mantık, çıkarım, öncül, yüklem, analiz.

GÜÇTEN GÜCÜLLÜĞE: ARİSTOTELES METAFİZİK

THETA’DA NE YAPIYOR?

Hakan Yücefer

Bu makale Aristoteles’in Metafizik Theta’daki akıl yürütmesini aydınlatmayı

amaçlıyor. Theta kitabı iki parçadan oluşuyor. İlk beş bölümde, Aristoteles dunamis’i

gündelik dile ait bir mefhum olarak ele alıyor ve değişime odaklanan

bir bağlamda etkin ve edilgin güçleri ayırt ediyor. Altıncı bölümde ise teknik bir

terim olarak energeia’dan söz etmeye başlıyor ve değişim süreçlerinden bağımsız

olarak yeni bir ontolojik ayrım öneriyor. Metnin ilerleyişinin bu karmaşıklığı

karşısında, Theta’nın tatmin edici bir bütünlükten yoksun olduğunu düşünebiliriz.

Bu çalışma bir dizi soru eşliğinde metnin bütünlüğü problemini tartışıyor:

Aristoteles’in kitap boyunca benimsediği farklı stratejileri nasıl birleştirebiliriz?

Etkin ya da edilgin güç olarak kavranan dunamis ile gücüllük olarak kavranan

dunamis arasındaki ilişki nedir? Neden ilk beş bölümde dunamis, sonraki bölümlerde

energeia öne çıkıyor? Değişimin incelenmesinden varlık tartışmasına

geçişi dunamis’ten energeia’ya geçişle nasıl ilişkilendirebiliriz?

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, dunamis, edimsellik, energeia, gücüllük, güç,

metafizik, varlık.

ARİSTOTELES’İN DEVİNİM TANIMI

Hikmet Ünlü

Aristoteles devinimi “olanaklı olanın olanaklı olan olarak etkinliği” (ἡ τοῦ

δυνατοῦ ᾗ δυνατὸν ἐντελέχεια-hē tou dunatou hē dunaton entelekheia) şeklinde

tanımlıyor. Bu yazıda önce neden Aristoteles’e döngüsel bir tanım atfetme

eğilimine kapılmamamız gerektiğini gösterecek, sonra da devinimin Aristoteles

ontolojisindeki yerini saptamaya çalışacağız. Bunların ardından varolanlar (kategoriler)

ile varolma tarzları (olanak ve etkinlik) arasındaki ilişkiyi inceleyerek

Aristoteles’in devinim tanımının nasıl anlaşılması gerektiğini gösterecek ve son

olarak da Aristoteles’in devinimi tanımlama çabasının epistemolojik önemine

değineceğiz.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, devinim, değişim, olanak, etkinlik.

ARİSTOTELES’İN ‘PİRONCU’ PROBLEMİNİN ÇAĞDAŞ BİR

ÇÖZÜMÜ: ERNEST SOSA VE EPİSTEMİK DÖNGÜSELLİK

Kemal Batak

Aristoteles sonradan Pironcu Agrippa tarafından değinilecek ‘Pironcu’ Probleme

Posterior Analytics’in ana epistemolojik sorunu olarak değinir. Nedenlere

dayalı bir bilgi olan burhani bilgi konusunda o, A3’te üç seçeneğe temas eder: a)

Sonsuzca gerileme (teselsül), b) döngüsellik (devr) ve c) temelcilik. Bilginin yapısına

dair bu tartışmada pek çok filozof gibi Aristoteles’in tercihi temelcilikten

yanadır. Agrippa üçlemini ortaya koyup değerlendiren Pironcu Şüpheciye göre

de, bir inancın gerekçelendirilmesi delil/iyi bir neden ya da argüman yoluyla

olacaksa karşımıza üç seçenek çıkar: Batıl bir a) sonsuzca gerileme, b) devr,

ya da c) (nedensiz) kör ya da keyfi bir temel. Bu yazıda Aristoteles’in, Pironcu

şüpheciliğin ana kaynaklarını yazan Sextus Empiricus’un ve İbn Sînâ’nın söz

konusu problemi ortaya koyan görüşlerine temas ettikten sonra felsefi şüpheciliğe

yönelik çağdaş bir itiraza, çağdaş erdem epistemolojisinin kurucusu olan

Ernest Sosa’nın itirazına, değiniyorum. Ancak tam bir (dışsalcı) genel bilgi teorisi

döngüsellikten kurtulabilir mi? Şöyle ki bir Y yetisinin güvenilirliğine dair

inancımızı Y’ye dayanarak gerekçelendirebiliyorsak; genel T bilgi teorisinin

doğru olduğuna dair inancımızı yine T’ye dayanarak gerekçelendirebiliyorsak

döngüselliğin içine düşmüş oluruz. Bir kez daha Pironcu Problemle yüzleşiyoruz; yargıyı askıya

alan bir tür Pironcu Şüphecilik en makul seçenek mi; yoksa

buradaki devr batıl olmayan erdemli bir devr mi? Sosa ikinci seçeneği savunur.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, Pironcu Problem, temelcilik, epistemik döngüsellik,

felsefi şüphecilik, Ernest Sosa, bilişsel yetilerin güvenilirliği, dışsalcı

güvenilircilik, bağdaşımcılık.

PLATON VE ARİSTOTELES’TE TÜMELLER PROBLEMİ

  1. Didem Çoban Sarı

Tümeller probleminde öne çıkan çözüm önerileri gerçekçilik ve adcılık altında

toplanabilir. Platon ve Aristoteles görüşleriyle gerçekçiliğin temsilcileri olarak

kabul edilebilirler ve kendilerinden sonra gelen düşünürler için bir dayanak noktası

oluştururlar. Platon’un İdealar görüşü ve Aristoteles’in kategoriler teorisi

tümeller hakkındaki görüşlerini sınırlandırmamıza yardımcı olur ve aralarındaki

ayırım, sonraki düşünürler tarafından da çokça tartışılan bir konu haline gelir.

Bu makalede Platon ve Aristoteles’in konuya dair düşünceleri tümeller problemi

çerçevesinde ortaya serilmesi ve sonraki dönemde tartışmayı etkileyen düşüncelerinin

vurgulanması amaçlanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Platon, Aristoteles, tümel, cins, tür, gerçekçilik.

MATEMATİK FELSEFESİNDE ARİSTOTELESÇİLİK

James Franklin

Çev. Fatih Kök

Platonculuk ve nominalizm, Aristotelesçi gerçekçi yaklaşımın göz ardı edilmesi

pahasına modern matematik felsefesinde hakim bir görüş olmuştur. Aristotelesçilik,

matematiğin dünyanın belirli gerçek özelliklerini araştırdığını ileri sürer.

Platonculuğa göre matematik, ne “soyut nesnelerin” cisimden ayrılmış bir dünyasıyla

ne de nominalizmin savunduğu biçimde yalnızca bir bilim diliyle ilgilidir.

Aristoteles’in matematiğin “nicelik bilimi” olduğu yönündeki teorisi, en

azından temel matematiğin iyi bir açıklamasıdır. Örneğin, iki yüksekliğin oranı,

fiziksel şeylerin özellikleri arasındaki algılanabilir ve ölçülebilir gerçek bir ilişkidir.

Bu ilişki, iki ağırlığın veya iki zaman aralığının oranı söz konusu olduğunda

da geçerlidir. Oranlar, sürekli niceliğin bir örneğidir. Tam sayılar gibi ayrık

nicelikler, ayrıca bir yığın ve birim-yapıcı tümeller arasındaki ilişkiler olarak da

gerçekleşir. Örneğin, bir ağaçtaki yapraklar ile bir yaprak olma arasındaki ilişki,

bir ağacın üzerindeki yaprakların sayısıdır. Bu ilişki, bir ayakkabı yığını ve bir

ayakkabı olma arasındaki ilişkiye eşit bir ilişki olabilir. Ancak modern yüksek

matematik, doğal olarak, nicelikmiş gibi görülmeyen bazı gerçek özelliklerle

uğraşır. Bu durumda, matematiğin “nicelik bilimi” teorisine eklemeler yapmak

gerekir. Simetri, topoloji ve benzer yapısal özellikler matematiğin konusudur,

ancak bunlar nicelikten ziyade örüntü, yapı veya dizilişle ilgilidir.

Anahtar Kelimeler: Nicelik bilimi, birim-yapıcı, ayrık nicelik, Aristotelesçilik,

matematik felsefesi, yığın, oran.

ARISTOTELES’IN SAYI ANLAYIŞI

Özgüç Güven

Bu makalenin temel savı Aristoteles açısından sayının elde edilmesi için gerekli

zeminin öznenin bilme koşulları olduğudur. Bir başka deyişle temel sav, yaşama

dünyasındaki şeyler sayı açısından gerekli olsa da öznenin bilişsel yapısının

sayının oluşturulmasında belirleyici olduğudur. Aristoteles’e göre sayı belli bir

türde nicelik olan plēthostur. Plēthos şeylerde içkin olarak bulunan birimlerden

oluşur. Sayının bilgisi için kurucu öğeler olan birimler dolaysızca bilinmez. Birimler

ancak öznenin etkin olduğu indirgeme süreçleri sonucu elde edilir. Fiziksel

şeylerde ayrım yapmamızı sağlayan içkin nitelikler bulunur ancak insanın

türsel varlığı ve kendinde taşıdığı olanaklar, şeylerde dynamis durumunda olan

niteliklerin açığa çıkmasını sağlar. Şeyleri aynı tür yapabilme ya da ayrımsızlaştırabilme

için şeylerin düzenlenmesi gerekir. Bu birimleştirici etkinliktir. Birimleştirme

için çeşitli bakımlardan nesnenin işlenmiş olması gerekir. Bu süreç ise

duyumla özellikle ortak duyumla başlayan bellek ve akıl aracılığıyla tamamlanan

bir süreçtir.

Anahtar Kelimeler: Sayı, birim, Aristoteles, nicelik, çokluk, aritmetik.

HAFIZA VE ÇAĞRIŞIMLA-HATIRLAMA ÜZERİNE

Aristotoles

Çev. Egemen Seyfettin Kuşcu

Aristoteles’in “Hafıza ve Çağrışımla-hatırlama Üzerine” (Peri Mnemes kai

AnamneseosDe Memoria et Reminiscentia) adlı denemesi “Doğa Üzerine Küçük

Denemeler” (Parva Naturalia) adlı bir derlemenin parçası olarak bilinmektedir

ve çağdaş filozoflar ve konuyla ilgilenenler üzerinde hâlâ etki uyandırmaktadır.

Söz konusu ilgiyi neden uyandırdığına ilişkin bir inceleme yapabilmek

adına adı geçen makale Türkçeye çevrilmiş ve hafıza üzerine düşünümlerimizde

bir kez daha Aristotelesçi bir bakış açısından konuya yaklaşıp yaklaşamayacağımız

sınanmak istenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, duyulanma, imgeleme, düşünme, hafıza, hatırlama.

ARİSTOTELES’TE VE İBN SİNA’DA HİS VE İDRAK

Burak Şaman

Aristoteles psikolojisinde hislerin hissedilmesi yine histe gerçekleşir görünmektedir.

Hissetme ile hissettiğini hissetmenin ayırt edilmesi filozofun ortak his

kuvvesine özel önem affetmesi ile sonuçlanmıştır. İbn Sina psikolojisinde ise

hissettiğini hissetme hissetme değil idrak adını alır. Makalemiz karşılaştırmalı

olarak Aristoteles’teki hissettiğini hissetmenin İbn Sina’nın nefs teorisinde ne

ölçüde değiştiğini ele almayı ve İbn Sina’nın Aristoteles’inkinden farklılaştırdığı

idrak kuvvelerinin zeminini araştırmayı amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, İbn Sina, nefs, hissetme, idrak, farkındalık,

psikoloji.

ARİSTOTELES’İN HAYVANBİLİMİNDE İNSAN TÜRÜNÜN YERİ

James G. Lennox

Çev. Ahmet Özkan Arslan

Çevirisi yapılan bu makale Aristoteles’in insan türü hakkındaki düşüncelerini

hayvanbilim temelinde incelemektedir. Lennox’un bu makaledeki amacı, Aristoteles’in

düşüncelerini sadece De Anima adlı eserindeki düşüncelerden değil

De Partibus Animalium ve Historia Animalium gibi eserlerden de faydalanarak

insanı farklı bir hayvanbilimsel nesne olarak kurabilmenin imkânını araştırmaktır.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, insan türü, hayvanbilim, De Anima, akıl, el,

dik duruş.

ARİSTOTELES FELSEFESİNDE HAYVANSAL HAREKET VE

HAYVANSAL BİRLİK SORUNU

Aslı Avcan

Aristoteles, Fizik adlı eserinde hayvanı, kendi kendine hareket eden bir varlık

olarak tanımlar. Öte yandan, biliyoruz ki hayvan sadece kendi kendine hareket

etmez aynı zamanda dışarıdan aldığı hareketlere de maruz kalır. Dolayısıyla bir

anlamda hareket ettiren diğer anlamda hareket edendir. Öyleyse hayvanın bir öz

olduğunu unutmadan hangi noktaya kadar kendi kendine hareket eden bir varlık

olduğunu açıklamak gerekir. Burada asıl cevap verilmesi gereken, nefes alan,

beslenen, büyüyen, algılayan, arzu eden, yer değiştiren hayvanın bütün bunları

yaparken birliğini nasıl muhafaza ettiği sorusudur.

Bu makalenin amacı hayvansal birliğin Aristoteles’in Ruh Üzerine eserinde ifade

ettiği gibi madde-biçimsel bir bileşik olduğunu yadsımadan aynı zamanda

dinamik ve organik bir birlik olduğunu göstermektir ve bu birliği sağlayan ilkeyi

veya ilkeleri ortaya koymaktır.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, hayvan, hareket, birlik, ruh, beden, ilke.

ARISTOTELES’İN MEZİYETLER VE ZAAFLAR ÜZERİNE

(ΠΕΡΙ ΑΡΕΤΩΝ ΚΑΙ ΚΑΚΙΩΝ) ADLI ESERİNİN ÇEVİRİSİ

Aristoteles

Çev. Esra Yalazı

Bu çalışmada Aristoteles’in pseudo metinleri arasında yer alan ve araştırmacılarca

MÖ. 1.yy. ile MS. 1.yy. arasında bir tarihte yazıldığı düşünülen, Meziyetler

ve Zaaflar Üzerine adlı metnin Yunancadan Türkçeye çevirisi yapılacaktır. Araştırmacılarca

Peripatetik okulun bir temsilcisi tarafından yazıldığı düşünülen bu

eserin, Platon’un ahlak felsefesi ile Aristoteles’inkini uzlaştırmaya çalışan bir

çabayla kaleme alındığı düşünülmektedir. Eserde ruh; akla, heyecanlara ve iştihalara

dayanan kısımlar olmak üzere üçe ayrılır. Daha sonra bölümlere ayrılan

ruha uygun düşen meziyetler, tüm ruha uygun düşen meziyetler ve bu meziyetlerin

zıddı olan zaaflar eserde tanımlanırlar. Eserde ayrıca ele alınan meziyet ve

zaaflara özgü davranış ve duygular tanıtılarak son kısmında Platon’un da Devlet’inde

ele aldığı ruh ve devlet arasındaki ilişkiye değinilir.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, ahlak felsefesi, meziyetler, zaaflar.

ARİSTOTELES’İN ETİK’İNDE HAZ VE İYİ ARASINDAKİ İLİŞKİ

Aylin Çankaya

Bu makalenin konusunu, Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik’in X. Kitabında haz

ve iyi arasında kurduğu ilişki oluşturmaktadır. Ancak bu türden bir ilişkinin

açığa çıkarılabilmesi için hazzın Aristoteles öncesi felsefede sahip olduğu anlamların

ve Aristoteles’in bunlara karşı dile getirdiği itirazların tartışılmasına

ihtiyaç vardır. Bu yüzden çalışma öncelikli olarak Etik’in VII. kitabında sözü

edilen “hazzın ne olduğu sorusu”na verilen yanıtları, sonrasında ise Aristoteles’in

hazzın doğası konusundaki düşüncelerini ele alıp tartışacaktır. Böyle bir

incelemenin hazların Aristotelesçi perspektifte sahip olduğu anlamı kavramaya

olanak sağlayacağı düşünülmektedir ki bu da hiç kuşkusuz hazzın temelde iyi

bir yaşamı tamamlayan etkinlik (energeia) olduğu iddiasıdır.

Anahtar Kelimeler: Haz (hedone), iyi (agathon), değişme (kinesis), etkinlik

(energeia), erdem (arete).

ARISTOTELES’İN PHILIA KAVRAYIŞI VE

MODERN FELSEFİ TARTIŞMALAR

Ceyda Keyinci

Bu çalışma Aristoteles’in, felsefenin başat konularından biri olan dostluk kavramına

ilişkin düşüncelerine ve bu düşünceler üzerine modern araştırmacılar

arasında süregelen tartışmaların bir kısmına odaklanmaktadır. Bu bağlamda öncelikle

Aristoteles’in philia kavrayışının özünü oluşturan yarar, zevk ve karakter

erdemine dayalı, üç bölümlü dostluk sınıflamasından ve kavramsal anlamda

dostluğu nasıl ele aldığından bahsedeceğiz. Ardından modern araştırmacıların

Aristoteles’in dostluk kavrayışını ele alırken tartıştıkları şu soru üzerine odaklanacağız:

Aristoteles’e göre kişinin kendi kendisiyle dostluğu nasıl olur? Böylece,

bu çalışmada hem Aristoteles’in dostluğu ele alma yöntemi hem de modern

araştırmacıların, Aristoteles’in kişinin kendi kendisiyle kurduğu dostluk üzerine

getirdiği söylemleri nasıl yorumladıklarını ortaya koymaya çalışacağız.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, Philia, dostluk, kendi kendini sevme, Nikomakhos’a

Etik, Eudemos’a Etik.

ARİSTOTELES’TE POLİS’İN DOĞAL TEMELLERİ VE

İNSANIN TAMAMLANMASI

Melike Durmaz

Bu çalışma, Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik ve Politika isimli yapıtlarındaki

görüşlerinden yola çıkarak polis’in doğal temellerini Aristoteles’in kendi tanım

ve ayırımları temeli üzerinde analiz etmeye ve açık kılmaya çalışacaktır. Aristoteles’e

göre polis, yani politik birliktelik, bir anlaşma değil insan yapıp etmelerinin

doğal bir sonucu olan organik bir bütündür ve kendisini oluşturan tüm

parçalardan önce gelir. İnsan da ancak bir politik birliktelik içerisinde yaşamın

tamına sahip olabilir. Bunun nedeni politik birlikteliğin olanağının insanın temel

varolmaklık belirlenimleri olan şehire uygun/göre canlı olması (physei zoon politikon)

ve konuşmaya iye canlı (zoon logon ekhon) olmasında yatmasıdır. Bu temel

varolmaklık belirlenimlerinden polis’in biricik olanağı ortaya çıkmaktadır.

Bu doğal temeller nedeniyledir ki polis tüm insan birlikteliklerinin de amacıdır.

Öte yandan insan şehirde yönetme ve yönetilme bakımından tamamlanmaktadır,

çünkü insan ruhunun kendisi yöneten ve yönetilen yandan oluşmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, uudaimonia, logos, mutluluk, polis, politik birliktelik.

İBN RÜŞD’ÜN ARİSTOTELES’İN POETİKA’SINI

YORUMLAMA TARZI ÜZERİNE BİR İNCELEME

Ali Tekin

İbn Rüşd İslâm felsefe geleneğinde kendine özgü bir Aristotelesçilik iddiası ile

ortaya çıkmış, özellikle Aristoteles’in mantık kitaplarına yazdığı şerhlerde lafzî

ve ana metne bağlı bir şerh yöntemini esas almıştır. İbn Rüşd bu Aristotelesçilik

modelini filozofun Poetika’sı üzerine yazdığı orta şerhi olan Telhîsu Kitâbi’şŞi‘

r’de farklı bir tarzda ortaya koymak durumunda kalmıştır. Aristoteles poetik

zihnin anlama ve anlatma tarzlarını burhânî, tümel bir şekilde incelemiş, ancak

bu incelemelerini tarihî Yunan poetika geleneği ile örneklendirerek somutlaştırmıştır.

İbn Rüşd bu burhânî, tümel gayeye ulaşmak için tarihî Arap-İslâm

geleneğine müracaat etmiştir. Nitekim Telhîsu Kitâbi’ş-Şi‘r Arap-İslâm şiir geleneğinden

yapılan örneklendirmelerle doludur. Bu çalışmada Poetika’da Aristoteles’in

içerisinde yetiştiği Yunan geleneği üzerinden yerelleştirdiği/somutlaştırdığı

poetik dünyanın doğasına ilişkin tümel öğretisini, İbn Rüşd’ün Telhîsu

Kitâbi’ş-Şi‘r’de, içerisinde yetiştiği Arap-İslâm geleneği üzerinden yerelleştirerek/

somutlaştırarak nasıl yakalamaya çalıştığı ve ilgili eser temelinde nasıl bir

Aristotelesçilik modeli ortaya koyduğu sorusunu yanıtlamaya çalışacağız.

Anahtar Kelimeler: Aristoteles, İbn Rüşd, Aristotelesçilik, Poetika, Telhîsu

Kitâbi’ş-Şi‘r, yorum.

 

TAM DA ARİSTOTELESÇİ FELSEFENİN TEMEL KAVRAMI

OLARAK ΟΥΣΙΑ [OUSİA]

Martin Heidegger

Çev. Engin Yurt, Güvenç Şar, Erdal Yıldız

Burada çevirisi sunulan metin temelde Heidegger’in bir terime ilişkin incelemesinden

oluşur. Aristoteles düşünmesi içinde bu terimin alışılagelmiş anlam,

bağlam ve kullanımlarından yola çıkarak Heidegger bu terimin felsefe içindeki

yerine ve varlığa ilişkin yeni bir yorum geliştirir. Bu yorumu ile birlikte Heidegger

hem Aristoteles felsefesinin yeni bir tür okumasının olanağını ortaya koyar

hem de kendi erken dönem düşünmesinin şekillenmesinin ilk izlerini gösterir.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Aristoteles, töz, ousia, kavram, terim, terminoloji,

anlam, bağlam, varlık, varolan.

ARİSTOTELES’İN HİLOMORFİZMİNİN MİRASI OLARAK

DİYADİK METODOLOJİ

Duygu Uygun Tunç

Bu makale, Aristoteles’in hilomorfizminin doğal oluş süreçlerine yaklaşımını

ele alıp, hangi özellikleri bakımından oluş süreçlerine çeşitli güncel disiplinlerarası

yaklaşımların önünü açtığını ve hangi açılardan anlamlılığını koruduğunu

tartışmaktadır. Temel savı, hilomorfizmin oluşu sadece değişim (kinesis) olarak

değil meydana gelme (genesis) olarak da kavramsallaştırmayı mümkün kılan

ve metafizik düzeyinde kurulan analojiler ile varlığın belirli bir alanında tespit

edilen ilişkileri başka alanlarına da taşıma yoluyla ilerleyen diyadik bir metodoloji

ortaya koyduğu ve bu cihetle günümüzde karmaşık sistemlerin oluşumunun

incelenmesinde benimsenen çeşitli yaklaşımların öncülü niteliğinde olduğudur.

Makalenin ilk kısmında form-madde kavram çiftinin aktüalite-potansiyelite

kavram çifti ile içsel ilişkisi çıkış noktası olarak alınıp, Aristoteles’in doğa felsefesini

karakterize eden diyadik metodolojinin temel özellikleri sunulacaktır.

Son kısımda ise, soyut düzeyde tasvir edilen diyadik metodolojinin günümüzde

karmaşık sistemlerin incelenmesinde kullanılan çeşitli kavramsal çerçeveleri de

karakterize ettiği savunulacak ve hilomorfizmin analoji prensibi üzerine kurulu

temel kavram çiftleri, alt-sistem/üst-sistem, dairesel sebepsellik, organizasyon

seviyeleri gibi güncel kavramlar ile bir arada değerlendirilecektir.

Anahtar Kelimeler: Hilomorfizm, genesis, form, madde, aktüalite, potansiyelite,

analoji, karmaşık sistemler.

GÜNCEL ANALİTİK FELSEFENİN ONTOLOJİSİNDE

YENİ-ARİSTOTELESÇİLİK: GERÇEKTEN YENİ Mİ?

Egemen Seyfettin Kuşcu

Bu yazıdaki öncelikli kaygımız analitik felsefe içerisinde yaşanan bir dönüşe, bir

dönüşüme işaret etmektir. Bu dönüş/dönüşüm öncelikle ‘Metafizik Yaklaşım’,

‘Sağduyunun Yeri’ ve ‘Şeyler’ şeklindeki üç başlık içerisinde incelenecektir ve

bu başlıklar aslında ontolojide genel bakış açısının ne şekilde değiştiğini ortaya

koyacaktır. Sonrasında ise daha belirgin problem alanları ele alınacaktır.

Bu problem alanlarında özellikle bazı filozofların güncel sorunlara getirdikleri

Aristotelesçi olarak adlandırılıp, sınıflanabilecek birer felsefi yaklaşım olan çözüm

önerilerinden söz edilecek ve bu sayede “Yeni-Aristotelesçilik” de denen

analitik felsefe içerisindeki dönüşümün temel özellikleri irdelenecek ve “Yeni”

adlandırmasının yerinde bir adlandırma olup olmadığı sorgulanacaktır.

Anahtar Kelimeler: Ontoloji/metafizik, analitik felsefe, Yeni-Aritotelesçilik.

TÜRKÇEDE ARİSTOTELES HAKKINDA YAZILAN İLK TELİF

ESER VE ARİSTOTELES TERMİNOLOJİSİNE

DÖNÜK BAZI DEĞİNİLER

Recep Alpyağıl

Bu çalışmada, Türkçede Aristoteles hakkında yazılan ilk telif eser olma özelliği

taşıyan 1931 tarihli Aristo adlı kitap konu edilmektedir. Feylesof Mustafa Namık

Çankı (1883-1965) tarafından kaleme alınan bu eser hem Aristoteles felsefesini

irdelemekte hem de Aristotelesçi mefhumlar üzerinden “Kınalızade Ali Çelebi,

Erzurumlu İbrahim Hakkı, Taşköprülü Ahmet, Akkirmanî ve Gelenbevî gibi

Türk feylesof ve alimleri”yle mukayeseler yapmaktadır. Bu itibarla anılan eser

Aristoteles’in, klasik dönem sonrası Türkçe felsefedeki etkisini anlamak için

önemli bir arşiv-metin niteliği de taşır. Diğer taraftan Çankı, muhtevası itibariyle

henüz aşılamamış bir eser olan üç ciltlik Büyük Felsefe Lûgatı’nın da yazarıdır.

Bu sözlük hem Türkçede Aristoteles terminolojisinde yaşanan sorunların çözümü

için hem de Aristoteles felsefesini Türkçeye daha derinlikli ve kalıcı bir dille

aktarmak için vazgeçilemez bir kaynak olma özelliği taşımaktadır.

Anahtar Kelimeler: Türkçede Aristoteles, Mustafa Namık Çankı, Büyük Felsefe

Lûgatı, Felsefe terimleri.

ARİSTOTELES, NUSSBAUM VE TÜRKİYE ÜZERİNE YA DA

OLANAKTAN VAR OLMAYA/VAR OLUŞA DOĞRU

Nur Beyaz Erkızan

Bu çalışmanın esas konusu Aristoteles’in ve Nussbaum’ın insan kavrayışını dunamis

(olanak) ve energeia (etkinlik, işlev) terimleri ile bağlantılı olarak ele alıp

incelemektir. Aristotelesçi ahlaki kimlik kavrayışının insan doğası ile derinden

bağlantılı olduğu tartışılır. Aristoteles, insanın hem sosyal ve hem de yalnız bir

varlık olduğunu ve bu her iki kapasitenin/olanağın insanın ahlaki kimliğinin

kuruluşu bakımından vazgeçilmez bir öneme sahip olduğunu söyler. Çünkü bu

ikisi yalnızca kendi aralarında uzlaştırılmayı gerektirmez, aynı zamanda pratik

bir gerekliliği de ifade ederler. İnsan olma, insanın kendi kapasiteleri/olanakları

ve içinde yaşadığı toplumun belirlenmişlikleri bağlamında ortaya çıkan tercihlerinde

açığa çıkar.Birey olma sosyal olmaya bağlıdır; biz sosyal olabilmemiz

sayesinde birey olabiliriz. Bu kavrayış ışığında Türkiye’deki bazı etik ve politik

problemler ele alınıp tartışılmaya çalışılır.

Anahtar Kelimeler: Dunamis, energeia, Platon, kinesis, olanaklılık, işlev ve

faydacılık.

FELSEFİ HERMENÖTİK REFLEKSİYONUN TEMELİ

OLARAK ANLAMA-DİL İLİŞKİSİ

Yakup Kahraman

Modern epistemolojinin ortaya çıkması ile birlikte bilinç ile dış dünya arasındaki

ilişkinin daha sık sorgulandığını görmekteyiz. Bu paradigmaya dayalı bilme,

anlama-yorumlama ve bunun aktarımı konusunda ortaya konulan fikirlerin ise

biçimsellikle sınırlı kaldığını söyleyebiliriz. Bu biçimselliğe sistematik şekilde

karşı çıkan felsefi hermenötik ontolojik bir yapı ve süreç önermektedir. Buna

göre bireyin anlama deneyimi dil üzerinden başlamaktadır ve zamansal, mekânsal

faktörleri bir arada bulundurmaktadır. Bizim bilme ve anlama etkinliğimiz

tarihsellik barındırmaktadır ve bu tarihselliğin yönlendirdiği ufuk dil sayesinde

bize kazandırılmaktadır. O halde tarihsellikten sıyrılmış bir anlama mümkün değildir.

Bununla birlikte bu anlamayı yönlendirme gücü olandilin otantik bir yapısı

bulunmaktadır. Bu çalışmada anlama ve dili matematiksel yapıya indirgeyerek

nesnel, genel-geçer bilginin mümkün olduğunu göstermeye çalışan modern

epistemolojinin aksine felsefi hermenötiğin anlama ve dili yaşamın içerisinde

nasıl konumlandırdığı gösterilmeye çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Anlama, yorum, dil, hermenötik, modern epistemoloji.

THOMAS KUHN VE ONUN MANTIKSAL OLMAYAN

RASYONALİTESİ

Serdal Tümkaya

Thomas Kuhn bugün halen, çok az sayıdaki istisnai felsefeci hariç, Türkçe felsefe

literatüründe bilimsel faaliyeti, onun yöntemlerini, bulgularını veya bilimsel

alandaki kuram seçimini irrasyonel gibi gösteren bir felsefeci olarak değerlendiriliyor.

Hatta bilimin kendisini, güvenilir bilgi üretme kapasitesini oldukça küçümsediği

ve onu sert şekilde eleştirdiği söyleniyor. Bu çalışmada ben, Thomas

Kuhn’un bize sunduğu bilim imgesinde bilimin irrasyonel bir faaliyet olarak

resmedildiği iddiasının şu nedenlerden ötürü temelden hatalı olduğunu öne sürüyorum:

(i) Kuhn’a göre bilim zaten içsel olarak, neredeyse tanımı gereği, rasyonel

bir insan faaliyetidir, (ii) Kuhn kuram seçimi konusunda iyi ve ikna edici

gerekçelerin sunulabileceğini fikrini tartışmasız kabul eder, (iii) Kuhn’un itiraz

ettiği şey, kuram seçiminde bağlamdan yani dönemden veya disiplinden bağımsız

evrensel, deneysel veya mantıki bakımdan karşı konulamaz türden argümanların

geliştirilebilmesini rasyonalitenin ön şartı olarak gösteren tezdir.

Anahtar Kelimeler: Kuhn, rasyonalite, paradigma değişimi, gerekçelendirme,

rasyonel gerekçelendirme.

BÜTÜN ŞEYLERİN SONU (Das Ende aller Dinge)

Immanuel Kant

Çev. Metin Topuz

Kant’ın Das Ende aller Dinge adlı makalesi ilk olarak 1794 yılında Berlinische

Monatschrift’in 23. cildinde (s. 495-522) yayımlanmıştır. Derginin editörüne

yazdığı bir mektupta (1794, Nisan 10) bu makalenin “kısmen kasvetli kısmen de

okuması keyif veren” bir makale olduğundan söz etmiştir. Kant dini konularda

düşüncenin özgürce ve aklın sınırları içinde ifade edilmesinden yanadır. Fakat

dönemin yönetimi bu konuda çeşitli sansürler uygulamaktadır. Düşüncelerini

özgürce ifade etmeyi ilke haline getirmiş Kant, sansür uygulamasıyla başa çıkabilmek

için makalesinde muzip ve yergili ifadeler kullanmıştır. Kant’ın buradaki

amacı Binyılcılık adı altında dini, siyasete bulaştıran düşünürlerle, Hristiyanlığı

asıl değerli kılan özelliklerini işaret ederek hesaplaşmak ve konuyu aklın sınırları

içine çekmektir. Bu tartışmayı sonluluk-sonsuzluk kavramları üzerinden

gerçekleştirmiştir.

Anahtar Kelimeler: Kant, akıl, sonsuzluk, din.

GELENEKSEL İLE MODERN SANAT ANLAYIŞLARINDA

SANATIN KÖTÜLÜKLE İLİŞKİSİ

Yaylagül Ceran Karataş

Gelenekten moderne ve dahi çağdaşa sanatın kötü(lük)yle ilişkisi ya da kötünün

sanattaki yeri değişime uğramıştır. Tarihsel süreçte kötü ve çirkin, sanatın

içinde hep varolmuştur. Edebiyattan müziğe, resimden heykele sanatın birçok

dalında kötü-çirkin hem içeriği hem formu belirlemiştir. Fakat modern döneme

gelindiğinde özellikle 20. yüzyıl ve 21. yüzyılda kötü, sanatın temalarından biri

olmanın ötesinde sanatın kurucu öğesi olmuştur. Bu yazıda, gelenekten moderne

ve çağdaşa geçerken sanatın iyi ve güzel olandan kötü ve çirkin olanın estetize

edilmesine doğru yaşadığı değişimle birlikte modern ve çağdaş sanatın kurucu

aktörünün kötü olarak biçimlendirildiğini iddia ediyoruz. Modern sanattaki

değişimin temelinde yer alan bu iddianın hem sanat kuramında hem de sanat

yapıtının niteliğine ilişkin yargı ve üretimlerde açığa çıktığını söyleyebiliriz. Bu

iddiamızı sanat nedir sorusundan başlayarak iki dönüşüm noktasından hareketle

açıklayacağız. İlki gelenekten moderne ve çağdaşa geçerken yaşanan değişimleri

merkeze alan tarihsel dönüşümdür. İkincisi özellikle özdeşlik anlayışı, yücelik

kavramı ve sanat yapıtının niteliğine ilişkin değişimleri merkeze alan kavramsal

dönüşümdür. Bu iki dönüşüm noktasından hareketle ve örnekler üzerinden “kötülük

modern sanatın kurucu aktörüdür” iddiamızı temellendireceğiz.

Anahtar Kelimeler: Avrupa sanatı, kötülük, şeytan, gelenek ve modern.

CARL SCHMİTT’İN SİYASALIN OTONOMLUĞU BAĞLAMINDA KARAR

VERİCİLİĞİ (DEZİSİONİSMUS) KEŞFETMESİ

Celal Yeşilçayır

Düşünürlerin siyaset felsefesi telakkileri genellikle dönemsel olarak revaçta olan

siyasi anlayış çerçevesinde şekillenmekle birlikte, zaman zaman çağının popüler

siyasi anlayışına karşı çıkan teoriler de ortaya çıkmıştır. Carl Schmitt’e göre

çağının moda siyasi zihniyeti, siyasal kavramının asıl anlamından oldukça uzak

bir yerde durmaktadır ve bu kavrama özgül anlamının tekrar kazandırılması gerekir.

Elinizdeki makale onun siyasal olana yüklediği anlamı ve otonomluğu,

felsefe tarihinden alımladığı argümalar çerçevesinde sorgulamayı amaçlamaktadır.

Bu analiz esnasında onun siyaset felsefesi konusundaki temel referansları

olan Bodin, Hobbes ve Hegel gibi filozoflar karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu

tartışmayı daha anlaşılır kılmak için çağın siyasi atmosferine de değinilmektedir.

Son tahlilde ise onun siyasalın otonomluğu bağlamında formüle etmek istediği

karar vericilik (Dezisionismus) kavramının kaynağı, anlamı ve mahiyeti irdelenmektedir.

Anahtar Kelimeler: Siyasal, mutlak otorite, istisnai durum, karar vericilik.

JACQUES ELLUL’ÜN DÜŞÜNCESİNDE FELSEFİ BİR

PROBLEM OLARAK TEKNİK

Sevim Erşahin Karakaş

Bu makalenin amacı Jacques Ellul’ün teknik eleştirisini “özerklik” ve “sistem”

kavramları üzerinden giderek serimlemek ve bu eleştirinin Fransız filozofun düşüncesindeki

teolojik doğasını soruşturmaktır. Ellul’ün gözünde günümüz dünyasının

temel düşünsel sorunu olan tekniğin yaratmış olduğu kısır döngünün

dışına çıkmak yalnızca kutsal duygusunun yeniden sahih bir şekilde tesis edilmesi

ile mümkün olabilir. Ellul’ün düşüncesini tekniğin çağdaş tahakkümünün

aşılması çabasına yönelik en önemli felsefi teşebbüslerden biri olarak değerlendirmek

mümkündür.

Anahtar Kelimeler: Ellul, teknik, teknik sistem, özerklik, ilahiyat, özgürlük.

LEO STRAUSS’UN EFLATUN FELSEFESİ BAĞLAMINDA

FÂRÂBÎ YORUMU VE GENEL AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Ali Sertan Beşer

Modern felsefeyi eleştiren düşünürlerden biri olan Leo Strauss, eleştirisinin temelini

felsefenin aslî anlamını kaybetmesine bağlamaktadır. Aslî anlamın Antik

Yunan ve devamında olan Orta Çağ İslam dünyasında olduğunu düşünen Strauss’un

altını çizdiği en önemli hususlardan biri, filozofların, Sokrates’in trajedisi

ve siyasî baskı sebebiyle hakikî öğretilerini gizlemek zorunda kaldıklarıdır.

Strauss açısından, hocası Sokrates’ten farklı olarak Eflatun (Platon), öğretisini

ezoterik bir tarzda vermiştir. Strauss’a göre Eflatun’un ezoterik öğretisini ilk

olarak fark eden ve kendisi de ezoterik yazım tarzını benimseyen İslam filozofu

Fârâbî’dir. Strauss açısından Fârâbî, Eflatun’u yalnızca aktarmamış ayrıca

onu yorumlamıştır ki onun yorumlarını tespit edip bulmak Strauss’un Eflatun

Felsefesi incelemesinin esas amacıdır. Strauss’un ezoterik okumayı öğrendiği

Fârâbî, onun düşüncesindeki ezoterik-egzoterik öğreti ayrımı konusunda kritik

bir öneme de sahiptir. Dolayısıyla bu yazıda, Strauss’un Eflatun Felsefesi eserini

incelediği Farabi’s Plato adlı yazısı takip edilerek Strauss’un Fârâbî’ye dair

yorumları ortaya konulmaya çalışılacaktır. Son olarak ise Strauss’un ezoterizm

temelli ve felsefe-toplum çatışmasına dayalı okumasının nasıl ele alındığına dair

bazı tepkilere değinilerek yorumlanmaya çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Leo Strauss, Fârâbî, Eflatun felsefesi, ezoterizm, egzoterizm.

NAZIM HİKMET ŞİİRİNDE BİLİM VE TEKNOLOJİ

Alper Bilgili

Güzel sanatların sosyal ve politik alanlara etkisiyle ilgili tartışmalar en azından

Antik Yunan’a kadar uzanır. Platon, şiirin illüzyonlar yaratmak suretiyle

insanları aldattığına ve sağlıklı bir akıl yürütmeyi engellediğine inanırdı. Saint-

Simon ve Adorno gibi sosyologlar ise güzel sanatların toplumu iyileştirme ve

sosyal/politik sorunları çözme potansiyelinin altını çizdiler. Dünyaca ünlü Türk

şair Nazım Hikmet (1902-1963) de benzer bir şekilde avangart sanata inanmış

ve sanatı politik ve ideolojik görüşlerini Türk toplumu ile paylaşmada bir araç

olarak kullanmıştır. Onun teknolojiyi ve bilimi yücelten şiirleri bu çabanın bir

uzantısı olarak görülmelidir. Zamanın Rus fütürist şairlerinden fazlasıyla etkilenen

Nazım Hikmet şiirlerinde bilimsel gelişmeleri övmüş, hızlı trenlere, yüksek

binalara ve traktörlere hayranlığını gizlememiştir. Bu makale Nazım Hikmet’in

bilim ve teknoloji anlayışını dönemin sosyal ve politik bağlamı ile ilişkilendirerek

analiz etmeyi amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Nazım Hikmet, fütürizm, mayakovski, bilim sosyolojisi,

Karl Marx, materyalizm.

QUENTIN SKINNER’İN BAĞLAMCI TARİH ANLAYIŞI

Sümeyye Parıldar

Quentin Skinner, 1969 yılında yazdığı “Meaning and Understanding in the History

of Ideas” başlıklı bir makale ile daha sonra 1980lerde geniş bir literatür

oluşturacak bir tartışma başlatmıştır. İddiaları gerektirdiği sonuca taşınırsa, tarih

ile felsefenin içiçe geçmesini ve bir yerde tarihsel bir felsefi metnin incelemesinin

tarihsel metoda mahkum olmasını kaçınılmaz kılan bu düşüncenin,

analitik felsefenin araştırma biçimi yanında yorum teorileri ve felsefe tarihi yazımlarını

da eleştiren boyutu da ne kadar geniş bir kapsamı olduğunu göstermektedir.

Skinner’in metodunun önemi bununla da sınırlı değildir. Bir taraftan

felsefenin metodunu tarihselleştiren Skinner’in metodu ise özünde felsefidir ve

Searle-Wittgenstein etkisinde söz-eylemi kavramına dayanmaktadır. Bu makale,

kapsamlı düşüncesi ile Skinner’in metoduna kuş bakışı bakmayı ve felsefe çalışmaları

açısından bu metodu benimsemenin ne kadar verimli olacağı sorusunu

sormayı hedeflemektedir.

Anahtar Kelimeler: Quentin Skinner, bağlamcılık, Cambridge ekolü, tarihsel

metod.

FİZİK VE SİYASET İLİŞKİSİ:

LOCKE’UN SİYASET FELSEFESİNİN NEWTONCU KÖKLERİ

Engin Koca

Dünya görüşü, insanın maddi ve tinsel her türlü etkinliğini kuran ve onlara

meşruiyet veren ilkeler manzumesidir. Locke’un Siyaset Felsefesi, son üç yüz

yıldır hâkim olan liberal dünya görüşünün pratik yönüne dair ilkelerin temelinde

durur. Siyasal ilişkilere dair bu ilkelerin nasıl formüle edildiği ise modern siyaset

bilimi ve felsefesi literatüründe derinlemesine ele alınmamıştır. Bu makale, bu

formülasyonun dönemin doğa bilgisini sağlayan Newtoncu fiziğin ilkelerine dayandığını

iddia ederek, bu tartışmayı yeni bir boyuta taşımayı amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: John Locke, siyaset felsefesi, Newton fiziği, doğa yasaları,

normatif önermeler.

SALLUSTİUS KÜLLİYATINA EK:

MARCUS TULLİUS CİCERO’YA HAKARET

Giriş ve Çeviri: C. Cengiz Çevik

Bu çalışmada Eskiçağ’dan günümüze, Romalı tarihçi Sallustius’un külliyatına

eklenen ve otantikliği tartışma konusu olan “Cicero’ya Hakaret” metnini ve bu

metinle ilgili Eskiçağ tanıklıklarının Türkçe çevirisini sunuyoruz. Böylece bu

metin ilk defa Türkçe olarak akademi çevresine sunulmuş oluyor.

Anahtar Kelimeler: Cicero, Eskiçağ, Latin edebiyatı, Roma, Quintilianus, Sallustius,

Servius.

Yorum Kapalıdır.