Kutadgubilig 32

Kutadgubilig 32. Sayı

Aralık 2016

FELSEFE-BİLİM

Ş. Teoman Duralı

Benzer alan ile konulara ilişkin bilgilerin, belirli bir yahut birkaç aksiyom/mütearife altında derlenip sistemleştirilmesiyle, o benzer alan ile konulara ilişkin bizlere bütüncü görüş kazandıran bilim ortaya çıkar. Şu durumda her bilim, belirli bir aksiyom/mütearife sistemidir. Doğa bilimlerinden hareket eden felsefe çalışmalarında yapılansa, belirli bir aksiyom sistemi konu edinilerek onun mantığı ile onda dile getirilmiş denel kökenli bilgilerin bahse konu kılınmış sistemdeki yerleri incelenir. Bilgiler, tesbit olunmuş aksiyom yahut aksiyomlarla tutarlı bağlantı hâlindemidirler; ayrıca aktarmak ve temsil iddiasını taşıdıkları vakıalar karşısındaki durumları ne, buna bakılır.
Anahtar Kelimeler: Felsefe-bilim, mütearife/aksiyom, metafizik, bilge/lik, mantık, akıl, duyu, duygu, duyarlılık, zihin, biçim/sel/lik

“ADALET”E “DOĞRULUK” DEMEK DOĞRU MUDUR?

Hakan Poyraz – Abrim Gürgen

Bu makalede ‘adalet’ kavramı ile ‘doğruluk’ kavramı arasındaki ilişki ele alınmıştır. Bu ilişki, Platon’un Devlet diyaloğunun Türkçe çevirileri üzerindeki farklardan temelinde incelenir. Bu farklı çevirilerin incelenmesinin yanı sıra, Antik Yunan kültürü ve dünyasında ilgili kavramların hangi bağlamlarda ne anlama geldiklerine işaret edilir. Böylece başka çeviri seçeneklerinin mümkün olup olmadığı denenir. Mitolojik ve etimolojik verilerin ışığında Türk kültüründe ve Türkçe’de bu çeviri karşılığının doğruluğu bir sorunsal olarak tartışılır.
Anahtar Kelimeler: Platon, Devlet, Adalet, Adillik, Doğruluk, Çeviri, Dike, Türkçe

TAMAMLAYICI TEOLOJİYİ TAMAMLAYAN ÖGE: LOGOS

Betül Avcı

(Hıristiyan) dinler teolojisinin başlıca yaklaşımlarından biri olan Tamamlayıcı teolojiye göre, Hıristiyanlık dışındaki din ve inançlar –Hıristiyanlıkta olduğu gibi mutlak anlamda olmasa da– Tanrı’nın kurtuluş planından ve hakikatten unsurlar taşır. Dahası, Eski Ahit dönemi nasıl İsa Mesih’in tecessümüyle tamamlanmış ise Hıristiyanlık dışı tüm din ve inançlar da onun tarafından tamamlanmaktadır ya da tamamlanacaktır. Konuyu tanıtıcı mahiyetteki bu yazıda Tamamlayıcı teolojinin İsa Mesih öncesi dönem, Yasa ve Yunan felsefesi hakkında nasıl bir yaklaşım sergilediğini ele alacağım. Yazıda görülecektir ki ilhamını Kitâb-ı Mukaddes’ten alan ve erken dönem Kilise Babaları tarafından geliştirilen Tamamlayıcı teolojinin başlıca özellikleri şunlardır: Birincisi, Hıristiyan vahyinin İsa Mesih’in tecessümü ile kemale ermesi; ikincisi, tarihî İsa öncesi dönemin Mesih ile mukayesesi; üçüncüsü, Yasa’nın Mesih ile tamamlanması; dördüncüsü, Mesih ile kemale eren vahyin onun öncesinde bir hazırlık ve ilahi eğitim döneminden ibaret olmasıdır. Nihayetinde önemle zikretmek gerekir ki bu dört özelliği bariz bir şekilde içinde barındıran ve Tamamlayıcı teolojiyi tamamlayan en önemli öğe Justin Martyr, Irenaeus ve İskenderiyeli Clement’in de önemle vurguladığı Logos teolojisidir.
Anahtar Kelimeler: (Hıristiyan) dinler teolojisi, Tamamlayıcı teoloji, Logos teolojisi, Justin Martyr, Irenaeus, İskenderiyeli Clement.

KANT’IN SALT AKLIN ELEŞTİRİSİ
Metodlar ve Niyetler

Theodor W. Adorno

Çev. Gamze Keskin

Burada çevirisi sunulan metin, Adorno’nın Kant’ın Salt Aklın Eleştirisi üzerine Frankfurt Üniversitesi’nde 1959 yılında verdiği derslerden ilkinin derlemesidir. Adorno’nun ölümünden sonra verdiği derslerin kayıtları derlenerek kitap haline getirilmiştir. Kant’ın Salt Aklın Eleştirisi üzerine verdiği derslerin ilkinde Adorno, başlıktan da anlaşılacağı üzere iki uçlu bir yaklaşım sergiler. İlkinde, Kant’ın birinci Eleştirisi’ne yaklaşırken izlenmesi gereken metod hakkında yönlendirmelerde bulunur. İkincisinde ise Kant’ın Salt Aklın Eleştirisi’ni yazma niyetini açığa vurmaya çabalar. Böylece okuyucu (ya da öğrencileri), Kant’ın temel eserini daha iyi anlayabilecektir. Adorno’nun Kant felsefesine bu denli eğilmesindeki esas amacının altında Salt Aklın Eleştirisi’nde tartışılan konuların o dönemde hala ilgi çekici olduğunu savunması yatar.
Anahtar Kelimeler: Kant, eleştirel felsefe, yargı, a priori, a posteriori, metod

KENDİME DÜŞÜNCELER YAHUT ÖLÜM ÜZERİNE
TEFEKKÜRLER

Eyüp Çoraklı

161-180 yılları arasında Roma İmparatorluğu’na hükmeden Marcus Aurelius, aynı zamanda Stoacı ahlâk ilkelerini benimseyerek hayatını bu ilkeler doğrultusunda örgülemeye çalışmış bir filozoftur. Sınır boylarını müdafaa etmek amacıyla çoğunlukla at sırtında veya karargâhında geçirdiği zorlu hükümranlık zamanlarında, fırsat buldukça dış dünyanın curcunasından kendini soyutlamaya çalışmış, deyim yerindeyse kendisiyle esaslı bir hasbihâle koyulmuştur. Bu esnada oraya buraya karaladığı notlar sayesinde haberdar olduğumuz söz konusu derin tefekkür anları, yüzyılların karanlığını aşıp Kendime Düşünceler adıyla ölümsüzleşmiştir. Söz konusu eseri oluşturan derin tefekkürlerin temelinde esasında ölüm fikrinin yattığı önkabulünden hareket eden bu çalışmaysa, Stoacı bir filozof olarak Marcus Aurelius’un ölüm anlayışını irdelemeyi ve bu çerçevede filozofun insan, hayat, tanrı ve kader gibi temel kavramlara ilişkin görüşlerini bir ölçüde tanıtmayı amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Marcus Aurelius, Stoa felsefesi, ölüm, ecel, hayat, tanrısal öngörü

GELENEKSEL FELSEFEYE İKİ ELEŞTİRİ:
WITTGENSTEIN VE RORTY

Özgür Yılmaz

Wittgenstein düşüncesi, geleneksel felsefeyi bir tür hastalık, kendi işini de bir tedavi etkinliği olarak görür. Ona göre tüm felsefe bir dil eleştirisi olmalıdır. Eleştiri dilin yanlış kullanımlarından kaynaklı geleneksel felsefe problemlerine açıklık kazandırma gayesindedir. Wittgenstein’a göre, açıklık bir kez sağlandığında felsefenin pek çok geleneksel sorunu kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Rorty ise geleneksel felsefeyi çoğu açıdan problemli buluyor olmasına rağmen bir hastalık olduğunu düşünmez. Geleneksel anlayışı artık miadını doldurmuş bir dil oyunu olarak görür.
Anahtar Kelimeler: Eleştirel Felsefe, Linguistik Felsefe, Neo Pragmatizm, Geleneksel Felsefe

SIĞINMACILAR HAKKINDAKİ ÖN KABULLERİ
BELİRLEYEN ETMENLER ÜZERİNE ELEŞTİREL BİR
DEĞERLENDİRME

Celal Yeşilçayır

Günümüzün en önemli sorunlarından biri olarak kabul edilen sığınmacılık sorunsalına yönelik felsefi tartışmalar özellikle Avrupa ve Amerika’da yaygınlaşmaktadır. Etik, hukuk, siyaset ve epistemoloji gibi felsefe alanlarında şekillenen bu tartışmalarda genellikle sorunların temellerine inilerek analiz yapmak yeğlenmektedir. Son yıllarda ülkemize gelen sığınmacı sayısının artması nedeniyle bu konunun daha fazla tartışıldığı dikkat çekmektedir. Bu makale sığınmacılar konusunda insan zihnine yerleşmiş ön kabulleri belirleyen faktörleri sorgulamayı amaçlamaktadır. Bu amaca yönelik öncelikle siyaset felsefesi bağlamında sığınmacıların önündeki temel engellerden biri olarak kabul edilen ulusalcılık ve ulusal sınırlar meselesi ele alınmaktadır. İkinci adımda ise, çoğu siyasi iradenin ve toplumun teoride eşit insanlık anlayışını savunmasına rağmen, uygulamada sığınmacılara yönelik ötekileştirici bir tavır takınması tartışılmaktadır. Bu iki temel konu tartışıldıktan sonra sığınmacılık sorunsalına çözüm önerileri ahlak ve hukuk çerçevesinde analiz edilmektedir. Siyasi otoritelerin başka ülkelerden gelenlere karşı oluşturdukları yasakların hukuki çerçevede gerekçelendirilmesi nedeniyle, sığınmacılar için oluşması gereken ahlaki sorumluluk makalenin temel argümanı olarak belirmektedir. Söz konusu sorunsalın temellerine inerek sorgulamak ve çözüme yönelik öneriler sunmak, aynı zamanda mevcut bilgi kirliliğini aşmak için de gerekmektedir.
Anahtar Kelimeler: Sığınmacılık, ulusal sınırlar, hukuk, ahlak

TRACING KANT’S CONCEPTION OF SUBLIME, NATURE,
SENSUS COMMUNIS, AND GENIUS IN WORKS OF
CASPAR DAVID FRIEDRICH

Gamze Keskin

Bu çalışma ile estetik – sanat ilişkisini gözeterek Kant estetiğinin sanatsal çalışmalarda, özellikle Caspar David Friedrich’in eserlerinde kendisini nasıl dışa vurabileceğini serimlemeyi hedeflemekteyim. Bu türden bir amacı gerçekleştirebilmek için öncelikle ‘yüce’, ‘doğa’, ‘sensus communis’ ve ‘deha’ kavramlarının Kant estetiğinde nasıl bir konuma sahip olduğunu açıklamaya odaklanacağım. Caspar David Friedrich’in, sanatında doğaya nasıl bir pay biçtiğini aktarabilmek için çeşitli eserlerinden örnekler sunacağım. Kant estetiği ve Caspar David Friedrich’in eserleri arasındaki bağlantı ön plana çıkarılan kavramlar aracılığıyla kurulduktan sonra, ‘rückenfigur’ kavramı ekseninde bu ilişkiyi gösterip yorumlayacağım. Ayrıca Caspar David Friedrich’in, Kant’ın estetik düşüncesi kapsamında bir deha olup olmadığını da olabildiğince açık kılmaya çalışacağım.
Anahtar Kelimeler: yüce, rückenfigur, sensus communis, doğa, romantizm, deha, Kant, Caspar David Friedrich

CASPAR DAVID FRIEDRICH’IN ÇALIŞMALARINDA KANT’IN
YÜCE, DOĞA, SENSUS COMMUNİS VE
DEHA KAVRAMLARININ İZİNİ ARAMAK

Gamze Keskin

Bu çalışma ile estetik-sanat ilişkisini gözeterek Kant estetiğinin sanatsal çalışmalarda,
özellikle Caspar David Friedrich’in eserlerinde kendisini nasıl dışa vurabileceğini
serimlemeyi hedeflemekteyim. Bu türden bir amacı gerçekleştirebilmek
için öncelikle ‘yüce’, ‘doğa’, ‘sensus communis’ ve ‘deha’ kavramlarının
Kant estetiğinde nasıl bir konuma sahip olduğunu açıklamaya odaklanacağım.
Caspar David Friedrich’in, sanatında doğaya nasıl bir pay biçtiğini aktarabilmek
için çeşitli eserlerinden örnekler sunacağım. Kant estetiği ve Caspar David Friedrich’in
eserleri arasındaki bağlantı ön plana çıkarılan kavramlar aracılığıyla
kurulduktan sonra, ‘rückenfigur’ kavramı ekseninde bu ilişkiyi gösterip yorumlayacağım.
Ayrıca Caspar David Friedrich’in, Kant’ın estetik düşüncesi kapsamında
bir deha olup olmadığını da olabildiğince açık kılmaya çalışacağım.
Anahtar Kelimeler: yüce, rückenfigur, sensus communis, doğa, romantizm,
deha, Kant, Caspar David Friedrich

FARABİ FELSEFESİ’NDE GÜÇ KAVRAMI
Aslan Azerbayev

Çev. Hakan Poyraz – Engin Yurt

Bu makalede Farabi’nin politik felsefesinde “güç” kavramı tartışılmıştır. Farabi’nin “erdemli şehir” doktrini sadece ahlaki bir ögeye dayanır. “Erdemli şehrin başı” [başkanı/lideri/reisi] politik bir lider, ideal bir yönetici modelidir çünkü onun politik eylemleri, etik ilkeler ve normlar tarafından şekillendirilir. Buna bağlı olarak, Farabi “gücü” ahlaki olarak betimlemiştir. Böylece bir devlet şekli olarak despotizme dair Avrupa-merkezli stereotiplere karşıt olarak, Doğu’nun devletlerinde “erdemli şehir”; en büyük değeri bir birey ve onun özgürlüğü olan ahlaki, insancıl bir gücün bulunduğu devlet olarak belirtilir. Gücü ahlaki bir öge olarak kavramsallaştırma amacıyla Immanuel Kant’ın kategorik imperatifi Farabi’nin politik felsefesinde benimsenmiştir. Makyavelcilik, “erdemli şehrin” radikal karşıt noktasıdır. Ancak Niccolo Machiavelli’nin “erdemsiz” topluma –ki bu toplum gücü sadece kaba kuvvet olarak algılamıştır– bir hiciv olan felsefesi ile Floransalı yazardan önce var olan politik bir uygulama olarak Makyavelizm arasında bir ayrıma gitmeliyiz. Bu yüzden Farabi’nin mirasını Niccolo Makyavelli’nin felsefesi ve Makyavelcilik ile karşılaştırmayı denedik.
Anahtar Kelimeler: Güç, Ahlaklılık, Yönetici, Siyaset, Kategorik İmperatif, Makyavelcilik

FARABİ FELSEFESİ’NDE GÜÇ KAVRAMI

Aslan Azerbayev

Bu makalede Farabi’nin politik felsefesinde “güç” kavramı tartışılmıştır. Farabi’nin “erdemli şehir” doktrini sadece ahlaki bir ögeye dayanır. “Erdemli şehrin başı”, politik bir lider, ideal bir yönetici modelidir çünkü onun politik eylemleri etik ilkeler ve normlar tarafından şekillendirilir. Buna bağlı olarak, Farabi “gücü” ahlaki olarak betimlemiştir. Böylece bir devlet şekli olarak despotizme dair Avrupa-merkezli stereotiplere karşıt olarak, Doğu’nun devletlerinde “erdemli şehir”; en büyük değeri bir birey ve onuhn özgürlüğü olan ahlaki, insancıl bir gücün bulunduğu devlet olarak belirtilir. Gücü ahlaki bir öge olarak kavramsallaştırma amacıyla, Immanuel Kant’ın kategorik imperatifi Farabi’nin politik felsefesinde benimsenmiştir. Makyavelcilik, “erdemli şehrin” radikal karşıt noktasıdır. Ancak Niccolo Machiavelli’nin “erdemsiz” topluma –ki bu toplum gücü sadece kaba kuvvet olarak algılamıştır– bir hiciv olan felsefesi ile Floransalı yazardan önce var olan politik bir uygulama olarak Makyavelizm arasında bir ayrıma gitmeliyiz. Bu yüzden Farabi’nin mirasını Niccolo Makyavelli’nin felsefesi ve Makyavelcilik ile karşılaştırmayı denedik.
Anahtar Kelimeler: Güç, Ahlaklılık, Yönetici, Siyaset, Kategorik İmperatif, Makyavelcilik

KRONOLOJİK OLARAK TÜRKÇEDE CİCERO BİBLİYOGRAFYASI

C. Cengiz Çevik

Bu Türkçedeki Marcus Tullius Cicero’nun (İ.Ö.106-43) eserlerinden yapılmış çevirileri, hakkında yazılmış kitapları, makaleleri ve tezleri içeren kronolojik bir bibliyografya çalışmasıdır. Çevirileri dört ölçüye göre değerlendirdik: Latince aslından (LA), Latince aslından değil (LAd), Tam metin (TM) ve Tam metin değil (TMd). Kitaplar ve bildirilerle birlikte değerlendirdiğimiz makaleleri hakemli dergide yayınlanıp yayınlanmadığına bakmadan listeledik. Tezlerle ilgili olaraksa sadece Yüksek Lisans ve Doktora tezlerini değil, aynı zamanda daha önceki dönemde yazılmış olan bitirme tezlerini de dâhil ettik. Girdi standardı olarak MLA sistemini kullandık.
Anahtar kelimeler: Bibliyografya, Cicero, çeviri, kitap, Latince, makale, tez

AKTİF DIŞSALCILIK VE EPİSTEMOLOJİK İÇSELCİLİK

Ferhat Ağırman – Fatih S. M. Öztürk

Aktif dışsalcılık görüşü için dışsal objeler de kısmen zihnin asli kısımlarıdır. Buna göre zihin kendi sınırlarını dış dünyayı da içine alacak şekilde genişletir ve dolayısıyla zihinsel süreç ve durumlar dışsal objeleri de kapsayan bir mekânsal yayılıma sahip olur. Bu makalede, zihin felsefesindeki bu dışsalcı görüşün epistemolojideki içselcilik öğretisi ile tutarlı olmadığı gösterilmeye çalışılacaktır. Aktif dışsalcılığın doğruluğu, epistemolojik içselciliğin yanlış olduğunu ima eder.
Anahtar Kelimeler: Clark, Chalmers, aktif dışsalcılık, içselcilik, gerekçelendirme.

ERNEST SOSA’DA HAYVANİ BİLGİ VE TEFEKKÜRİ BİLGİ

Kemal Batak

Bu makalede çağdaş erdem epistemolojisinin kurucusu olarak görülen Ernest Sosa’nın en çok bilinen görüşlerinden olan hayvani bilgi ve tefekküri bilgi ayrımını inceliyorum. Bilgi ve gerekçelendirmeyi hayvani ve tefekküri olarak ikiye ayıran Sosa’ya göre, S’nin İ inancı bir hayvani bilgidir; ancak İ, S’nin çevresi, deneyimi ve geçmişinin etkisi sebebiyle algı, iç gözlem ve hafıza yetileri tarafından otomatik olarak oluşturulmuşsa. Eğer böylesine bir otomatik girdi-çıktı ilişkisi aşılmak suretiyle S, İ inancının perspektifindeki yerine dair bir farkındalığa sahipse İ’nin tefekküri bilgi olduğunu söyleyebiliriz. İlk bilgi akıl ve muhakeme yoksunu hayvanlarla sınırlı değildir; insan her iki bilgi türünü de elde edebilir. Ancak tefekküri olmayan bilgi, bir meta-bilgi olmaması nedeniyle, öznenin inancının kaynağı, doğruluğu ve güvenilirliği hakkında farkındalığının olmadığı bir bilgidir. Mekanik bir bilgi olan bu bilgi, güvenilirci/dışsalcı bir bilgi iken tefekküri bilgi içselci bir bilgidir. Böylece Sosa kendi erdem epistemolojisi versiyonunda epistemoloji geleneğinde uzlaşmaz dikotomiler olarak görülen bilginin doğasına dair bu iki görüşü uzlaştırmıştır. Burada müzakere ettiğim pek çok sorun var: Üst bir bilgiyi oluşturan geniş bağdaşım bir inancın doğru olmasını garanti eder mi? Hayvani “gerekçelendirme” nedir? Bizatihi “tefekküri gerekçelendirme” bir inancın bilgi olması için yeterli midir? Kötü cin kurbanı herhangi bir anlamda gerekçelendirilmiş bir inanca sahip midir?
Anahtar Kelimeler: Erdem epistemolojisi, hayvani bilgi, tefekküri bilgi, gerekçelendirme, entelektüel erdem, epistemik perspektivizm, bağdaşımcılık

SOSYAL EPİSTEMOLOJİ’DE İNANÇLARIN STATÜSÜ SORUNU

Hasan Yücel Başdemir

Bilgi, öznel yargıların epistemik statülerinin yükseltilmesidir. Bilgi kuramları arasındaki farklılıklar, bu yönüyle statü yükseltme (doğruluğunu gösterme veya nesnelleştirme) sürecinin nasıl oluşturulduğu ile ilgilidir. Sosyal epistemoloji, statü yükseltmenin zihinsel süreçlerden ziyade toplumda bireyler arası etkileşimden doğan yöntemlerle sağlanabileceğini ileri sürer. Birçok versiyonu olan bu yaklaşım içinde Alvin Goldman, ılımlı bir sosyal epistemoloji savunur. Bilgi, sosyal süreçlerde bireyler arası etkileşimle elde edilir. Bu yönüyle bilgi, “kurumsallaşmış inanç” olarak tanımlanır.
Anahtar Kelimeler: Alvin Goldman, kurumsallaşmış inanç, epistemik statü, tanıklık.

BİLGİ BAĞLAMSAL DEĞİLDİR

Nebi Mehdiyev

Bu yazıda, tanımında yer alan “kesinlik” unsurundan dolayı bilginin bağlamsal olmadığını ve olamayacağını iddia ediyorum. Ancak bağlamsalcılığın, özellikle de Annis tarafından teklif edilen versiyonunun, hem Getiier sonrası epistemolojide ortaya çıkan açmazı çözmesi hem de epistemik dağarcığımızın kahir ekseriyetini oluşturan kanaatlerimizin hesaba katılması bakımından müstesna bir yaklaşım olduğunu savunuyorum.
Anahtar Kelimeler: çağdaş epistemoloji, gerekçelendirme, içselcilik, dışsalcılık, bağlamsalcılık, bilgi, kanaat.

“BİLGİBİLİM DOĞALLAŞTIRILABİLİR Mİ?”
FELSEFEDE HÂLÂ GÜNCEL BİR SORU MUDUR?

Egemen S. Kuşcu

Bu makalede Quine’ın bilgibilimin doğallaştırılmasına ilişkin görüşleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan tartışmalar ele alınacaktır. Ancak Quine’ın görüşlerini ele almadan önce bilgibilim ve doğalcılık konusundaki güncel durum sergilenecektir. Güncel durumun belirlenmesi sonrasında Quine’ın görüşleri ve arkasından da en etkili doğallaştırılan bilgibilim eleştirisi olarak görülen Kim’in bilgibilimin normatif olması gerekliliğine yönelik argümanları incelenecektir. Son olarak tek başına normatiflik iddiasının, Quine’ın bilgibilimsel projesini reddetmek için yeterli bir argüman olarak görülemeyeceği gösterilecektir. Bir başka sonuç da bilgibilimin doğallaştırılmasına yönelik itirazların ancak Quine’ın kendi önerisinde önemsediği deneyimin (e.d. bilimin) ve dilin olanakları tartışılarak ele alınması gerektiğidir. Ancak bunun da gerçekleştirilmediği görülmektedir. Genel bir sonuç olarak ise Quinecı projenin hâlâ değerli olduğu ancak daha fazla dilsel çalışma ve bilimlerce desteklenmesi gerektiği ortaya konmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Bilgibilim, Doğalcılık, Quine, Kim, Normatiflik, Dil, Deneyim

NEDEN BİLGİ SADECE DOĞRU İNANÇTIR

Crispin Sartwell
Çev. Özlem Bağdatlı

Epistemolojinin en önemli tartışma konularından biri “Bilgi nedir?” sorusudur. Bu makalede bilginin sadece doğru inanç olduğu iddia edilmiştir. Bilgi, önerme niteliğinde inançların oluşturulmasında bizim epistemik hedefimizdir. Belirli önermelerde inancın oluşturulmasını amaçlayan prosedürler soruşturma diye adlandırılmıştır. Bilgi, soruşturmanın gayesidir.
Konu, Alston’un “deontolojik” ve “değerlendirici” sistemleri, Lycan’ın açıklamacılığı bağlamında tartışılmıştır. Gerekçelendirmenin, doğru bilgiyi elde etme olanağımız olup olmadığı, bir kimsenin bilgiye sahip olduğunu sınamamızı sağlayıp sağlamadığı ve bilginin gerekli şartı olup olmadığı sorularına yanıtlar aranmıştır. Gerekçelendirme, doğruluğun bir aracıdır ya da değildir. Her iki durumda da bilgi sadece doğru inançtır.
Anahtar Kelimeler: Bilgi, Doğru İnanç, Soruşturma, Gerekçelendirme.

SOSYAL BİLİMLERİN EPİSTEMOLOJİK TEMELLERİ

Ahmet Emre Dağtaşoğlu

Sosyal bilimlerin epistemolojik temellerinin mahiyeti, ortaya çıktıkları 19. yüzyıldan beri tartışma konusu olmuştur. Zira çeşitli akım ve gelenekler farklı ilkelerden yola çıkarak, farklı epistemolojik yaklaşımlar sergilemişlerdir. Bu durum hem sosyal bilimlerin itibarını tartışma konusu yapmış hem de bu başlık altında toplanan disiplinlerin sınırlarının belirlenmesini zorlaştırmıştır. Bu bakımdan sosyal bilimlerin epistemolojik temelleri üzerine düşünmek büyük önem taşımaktadır. Günümüzde konuyla ilgili yaşanan belirsizlik ve karmaşa da meselenin ciddiyetini artırmaktadır. Bu çalışmada ise önce modern doğa biliminin ilkeleri doğrultusunda benimsenen epistemolojik yaklaşım tartışılacak, ardından bu yaklaşımı eleştirerek ortaya çıkan yorumlayıcı gelenek incelenecek, son olarak da çağımızdaki durum resmedilecektir. Bu arka plana dayanarak, sosyal bilimlerin epistemolojik temellerini hangi ilkeler üzerinde oluşturmaları gerektiği konusunda bazı öneriler getirilmeye çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Sosyal Bilim, Modern Doğa Bilimi, Dışsalcılık, Bağdaşımcılık, Temelcilik, Bağlamcılık, Gerçekçilik, Teleoloji, Değer, Anlam.

PSİKOLOJİZM VE KARŞITLARI

Çağlar Koç

Eldeki makale mantığın doğası ve epistemolojisi üzerine bir görüş olan psikolojizmden yana ve ona karşıt argümanları genel hatlarıyla serimlemeyi arzu etmektedir. Böylece iki zıt kutup arasındaki tartışmanın önemli noktalarını göstermeye çalışmaktadır. Bu amaçla, Frege’nin ve Husserl’in psikolojizme yönelttikleri eleştiriler, makalenin odak noktası olarak alınıyor. Makale iki bölümden oluşuyor: Birinci bölüm, nesnelliğin doğallaştırılıp doğallaştırılamayacağı sorusu etrafında şekilleniyor. İkinci bölümde ise normatif mantık değerlendiriliyor ve ilk başta psikolojizmin aleyhinde gibi gözükmesine rağmen, gizliden gizliye de olsa bir çeşit psikolojizme sevk ettiğinden ötürü eleştiriliyor.
Anahtar Kelimeler: Psikolojizm, mantık, Edmund Husserl, Gottlob Frege, idealite, zorunluluk, doğalcılık

SAYI, SONSUZLUK VE SÜREY VARSAYIMI:
BİLGİNİN SINIRLARI ÜSTÜNE BİR ARAŞTIRMA

Özgüç Güven

Cantor’un sonsuzlukla ilgili çalışmaları insan ile bildikleri arasında özel bir kesite karşılık gelir. Bu kesitte matematiksel bilgiye en önemli katkılarından biri olarak değerlendirilebilecek sonluötesi sayılar (transfinite numbers) yaklaşımı bulunur. Böylelikle Cantor farklı büyüklükteki kümelerden yola çıkarak tek bir sonsuzluğun olmadığını, sonsuzluğun çeşitli düzeyleri olduğunu gösterir. Cantor bu zeminde sürey varsayımını ortaya atar. Sürey varsayımı “gerçel sayılar ile tam sayılar arasında bir sonsuzluk bulunur mu?” sorusuna yanıtı olarak Cantor’un sezgisel biçimde bulunmadığı yanıtını vermesidir. Gödel, sürey varsayımının yanlış olduğunun kanıtlanamayacağını gösterir. Cohen ise doğru olduğunun kanıtlanamayacağını gösterir. Sonsuzluk düşüncesi üzerinden sürey varsayımının bizi bıraktığı nokta karar verilemezliktir. Bu çalışmanın amacı sürey varsayımı aracılığıyla insan bilgisinin sınır durumları olduğunu ortaya konulmasıdır. Anılan sınırlılığın kaynağı olan sonsuzluk düşüncesinin yapısının yeterince anlaşılması insan aklının olanaklarının ve sınırlarının saptanması açısından son derece önemli görünmektedir.
Anahtar Kelimeler: Sürey varsayımı, Küme, Sayallık, Cantor, Karar verilemezlik, Sonluötesi Sayılar.

AHLAK ARGÜMANI, AHLAKİ ANLAŞMAZLIKLAR VE
EVRİM TEORİSİ

Enis Doko

Ahlak argümanları, ahlaki bir nitelikten hareketle Tanrı’nın varlığını göstermeye çalışan argümanlardır. Makalemizin birinci bölümünde farklı ahlak argüman türlerinin büyük bir kısmının ahlaki realizmi varsaydığı iddia edilecektir. Makalenin geri kalanında ahlaki realizme ve dolayısı ile ahlak argümanına, kültürler arası anlaşmazlıklar ile evrim teorisinden hareketle getirilen itirazlar incelenecektir. Ahlaki anlaşmazlıkların, doğa bilimleri ve matematikle analoji kurarak nesnellik aleyhinde kullanılamayacağı, dahası ahlaki realizmin bu anlaşmazlıkları öngördüğü gösterilmeye çalışılacaktır. Evrimci itirazın ise, doğalcılığı varsayarak Petitio Principii mantık hatasına düştüğü, bunun yanında doğa bilimlerine de uygulanabilirliği yüzünden kendi kendini reddeden bir argüman olduğu iddia edilecektir.
Anahtar Kelimeler: ahlak argümanı, din felsefesi, Tanrı’nın varlığı, ahlaki realizm, ahlaki anlaşmazlıklar, evrimci ahlak.

CAVAİLLÈS VE LAUTMAN: İKİ ÖNCÜ

Gilles-Gaston Granger
Çev. Eşref Barış Dirican

Gilles Gaston Granger, Cavaillès ve Lautman düşüncesine giriş mahiyetindeki bu makalesinde, öncelikle iki düşünürün öğretilerinin oluşmasında etki sahibi 20. yüzyılın başındaki entelektüel ortama değindikten sonra, onların kavram, görü, deneyim, tarihselliklik gibi temel felsefi kavramları geliştirme biçimlerini açıklamaya girişir. Eldeki makale aynı zamanda, Kantçı form ve içerik karşıtlığının Cavaillès ve Lautman tarafından eleştirisini vurgular. İçerikten bağımsız öznel formel bir zorunluluk yoktur, tersine madde ve formun ayrıştırılamazlığı söz konusudur. Ayrıca İki düşünür de felsefe yapmada matematiği ayrıcalıklı bir örnek olarak ele alır. Ancak özellikle tarihsellik sorununa getirdikleri yaklaşım itibarıyla bakış açıları farklılaşır. Lautman’nın matematiğin evrimine olan ilgisi, idelerin gücünün bir dışa vurumunu yakalamak iken Cavaillès, tarihin, yapıları matematik örnek alınarak okunabilecek bir iç dinamiğe sahip olduğunu düşünür. Cavaillès’de tarihsel zorunluluk içeriklerin özerk bir ilerleyişi olarak anlaşılır.
Anahtar kelimeler: Matematik felsefesi, tarihsellik, bilinç, kavram, Jean Cavaillès, Albert Lautman.

RUS ZİHNİYETİNİN EPİSTEMOLOJİSİ ÜZERİNE:
PUTPEREST ANAERKİLLİĞİN EMPERYAL İDEOLOJİDE
YÜCELTİLMESİ MESELESİ

Andrey Nekita – Sergey Malenko
Çev. Nebi Mehdiyev

Nekita ve Malenko, bu yazıda, dinî anlamda putperest ve Hıristiyanlık, politik anlamda da çoğulcu Novgorod Cumhuriyeti (eski) ve Rusya İmparatorluğu (yeni) dilemmalarından hareketle, Rus zihniyeti üzerine psikanalitik bir inceleme yapmaktadır. Buna göre, Rus zihniyetinin temelinde anaerkil temayüller ve “Ana” ve “Ata” arketipik sembolleri arasındaki denge yer almaktadır. Ancak Eski Rus’un Rusya İmparatorluğuna dönüşmesiyle birlikte, bu epistemolojik ilke, içeriğinden yoksun bırakılarak sadece görünüşü muhafaza edilmiş ve esasında toplum, ataerkil temayüllere teslim olmuştur.
Anahtar Kelimeler: Rus zihniyeti, Eski Rus, Rus İmparatorluğu, Rus putperestliği, Ortodoksluk, arketipik semboller.

 

Yorum Kapalıdır.