Kutadgubilig 31

Kutadgubilig 31. Sayı

Eylül 2016

FELSEFEYİ KAVRAMAK

Ayhan Bıçak

Bu metinde, felsefeyi kavramak ve felsefenin nasıl bir yapıya sahip olduğunu görmek için felsefenin temel değerleri çeşitli bağlamlarda değerlendirilmişler­dir. Giriş’te “felsefe nedir?” sorusu tartışılmış ve felsefeyi tanımlamak yerine onun açıklanması gerektiği üzerinde durulmuştur. Felsefenin Dayanakları baş­lığı altında her tür felsefe açıklamalarında öne çıkan bilgelik, bilgi, bilim, me­tafizik, yöntemin felsefenin yapısını nasıl oluşturdukları ve bu unsurların nasıl dönüştükleri tartışılmıştır. Felsefenin Amaçları başlığı altında, felsefenin, kişi­sel, yapısal ve toplumsal hedefleri incelenmiştir. Felsefe Yapmak başlığı altında tanımlayıcı açıklamalar, felsefi bilinç ve felsefe yapmak konuları işlenmişlerdir. Sıralanan bu unsurlardan hareketle felsefeyi kavramak konusunda bir yol harita­sı çıkarılmaya çalışılmıştır.

      Anahtar Kelimeler: akıl, bilgelik, bilgi, metafizik, yöntem, amaç, bilim, felsefi bilinç, felsefe yapmak.

MODERN ÖZNE ANLAYIŞININ GERÇEKLİK SORUNU

Mehmet Günenç

Gerçekliğin ne olduğu felsefenin en önemli sorunlarındandır. Felsefe tarihinde antik Yunan anlayışıyla beraber söz konusu soruna karşı bir yaklaşım geliştiril­miştir. Bu yaklaşımın doğal bir sonucu olarak bir özne ve onun gerçeklik anlayışı oluşturulmuştur. Modern dönemdeyse Descartes’ın cogito anlayışı çerçevesinde şekillenen farklı bir gerçeklik ve özneyle karşılaşılmıştır. Bu yaklaşımda önem­li olan nokta, düşünen ben ya da “ben düşünüyorum” formlarından hareketle gerçeklik anlayışında ben’in merkezde olmasıdır. Descartes’ın cogito anlayışı Kant tarafından düzeltilmiş ve ilerletilmiştir. Nitekim söz konusu cogito Kant’ın felsefesinde özellikle pratik alanda özyetkinlik gibi bir kavramla inşa edilmeye çalışılmıştır. Yazımızda iddia ettiğimiz düşünce, söz konusu merkeziliğin ben’in gerçeklik arayışına uygun düşmeyecek şekilde sonuçlandığıdır.

      Anahtar Kelimeler: cogito, modernlik, gerçeklik, bilgi, ben kavramı

AHLÂK FELSEFESİ KURTARICISI OLARAK

UYGULAMALI AHLÂK

Şengül Çelik

Bu çalışmada, toplumumuzun derinleşen ahlâk sorunlarına karşı yapılan bir ahlâk felsefemizin olmadığına ilişkin eleştiriler yeniden gözden geçirilecektir. Yapılan eleştiriler ve temelleri göz önünde tutularak ahlâk felsefesi alanındaki tıkanıklığı açacak bir yol bulma amacı güdülmüştür. Felsefe yöntemsel olarak klasik soyut düşünmeden uygulamalı pratik alanlara kaymakta ve bu durum her geçen gün daha da yaygınlaşmaktadır. Uygulamalı ahlâkın günümüzde daha popüler hâle geldiği ve felsefe alanını canlı tuttuğu muhakkaktır. Toplumsal hayatın doğru-yan­lış saptamasını da içeren değerler dizgesi olmadan devam etmesi düşünülemez. Ülkemizin ahlâk sorunlarını ele alırken de kullanılan bir değerler dizgesi vardır. Ancak bu konu yöntem olarak felsefi açıdan yeterince irdelenmemiştir. Yöntem olarak daha önce Osmanlı-İslâm geleneğinde kullanılmış olan alan çalışmalarını da kapsayacak şekilde uygulamalı ahlâka yönelmek ve bu şekilde ahlâk ilkelerimi­zi hatırlamak ahlâk felsefesi alanını ve değerler dizgesini canlı tutacaktır.

      Anahtar Kelimeler: ahlâk felsefesi, İslâm ahlâk felsefesi, Osmanlı ahlâk felse­fesi, uygulamalı ahlâk

HİÇ

Gregory Schufreider

Çev. Erdal Yıldız-Engin Yurt

Burada sunulan makale, ilk olarak Heidegger’in ‘Hiç’ üzerine görüşlerinin tarih­sel olarak nasıl değişip geliştiğini göstermektedir. Felsefe tarihinin her zaman en sorunlu kavramlarından biri olarak kalmış olan ‘Hiç’, Heidegger’in Batı meta­fizik geleneğine eleştirisi ile birlikte farklı bir biçimde düşünülmenin olanağını da yakalamıştır. Ünlü ‘Hiç hiçer’ ifadesi ile Heidegger, kelimenin bir fiil olarak kullanılmasının da önünü açarken, aynı zamanda bu kavramın bir varolan-olma­yan olarak varlık ile ilişkisini de ele alır. Makale boyunca ‘Hiç’ fikrinin Heideg­ger felsefesinde geçirdiği değişimler, bu terimin özellikle konu olarak işlendiği “Was ist Metaphysik?” dersi ve bu derse sonradan eklenen bir ek yazı ve giriş üzerinden incelenir.

      Anahtar Kelimeler: Heidegger, hiç, varlık, varolan, ontoloji, metafizik, feno­menoloji, hiçlik.

ZİHİN-BEDEN SORUNUNA BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ:

İŞLEVSELCİLİK

Özgüç Güven

Bu çalışmada zihin-beden sorununu çözmeye yönelik bir yaklaşım olan işlevsel­cilik konu edilmektedir. İşlevselciliğin, hangi zemin üzerinde yükseldiği, temel tezlerinin neler olduğu, ikici, fizikselci ve davranışçı yaklaşımların zihin-beden sorununu çözmek için neden yetersiz kaldıkları ele alınmaktadır. Bu çerçeve­de tip-örnekleme ayrımı ortaya konulduktan sonra işlevselcilikte bir örnekleme özdeşliğinin benimsenmesine karşın, bunun fizikselcilikten ayrı bir bağlamda yapıldığına dikkat çekilmektedir. İşlevselciliğin iki öncü ismi olan Lewis ve Put­nam’ın konuya yaklaşımları açıklandıktan sonra işlevselciliğe yapılan eleştirile­re değinilmektedir. Bu eleştirilerin başında gelen zihnin niteliksel yanlarını ele almak açısından işlevselciliğin başarısız olmasına ise özellikle değinilmektedir.

      Anahtar Kelimeler: işlevselcilik, zihin-beden sorunu, Putnam, Lewis, Block, yapay zekâ, tersine çevrilmiş renk tayfı, qualia.

ANALİTİK FELSEFE: DİLE DÖNÜŞTEN ONTOLOJİYE DÖNÜŞE

Egemen S. Kuşcu

Analitik felsefe yirminci yüzyılın en etkili felsefi akımlardan biridir ve felsefe­nin neredeyse bütün problem alanlarında günden güne hakim bakış açısı hâline gelmiştir. Ancak son yıllarda analitik felsefenin yekpare bir gelenek olup olma­dığı ve kendi tanımlanabilir karakteristik özelliklerinin olup olmadığı tartışmalı bir konu hâline gelmiştir. Biz bu yazıda çözümlemenin (analysis) ve özellikle tümce çevriminin (paraphrase) bu özelliklerden biri olarak görülmesi gerekti­ğini iki problematik başlık içerisindeki gelişmelerle ortaya koyduk. Yine aynı gelişmeler içerisinde analitik felsefenin artık ontolojik bir dönüş yaşadığını da sergilemeye çalıştık. Böylece her ne kadar analitik felsefenin dile dönüşle başla­dığı iddia edilse de günümüzdeki belirleyici niteliğinin ontoloji olduğunun kabul edilebileceğini iddia ettik.

      Anahtar Kelimeler: analitik felsefe, çözümleme, tümce çevrimi, gönderim, tü­meller, ontoloji/metafizik.

RICHARD RORTY AÇISINDAN METAFORUN İŞLEVİ

Özgür Yılmaz

Özellikle İkinci Dünya savaşı sonrasında yükselişe geçen Amerikan Neo-Prag­matist dalgasının öncülerinden olan Richard Rorty için metafor kavramı, aşkın­lık hırslarından arınmış bir felsefenin imkânını kazandıracak başlıca unsurdur. Rorty dildeki hareketi büyük ölçüde metafora bağlar. Onun olumsal dil anlayışı Wittgenstein’ın dil oyunları, Quine’ın inanç ağı ve Davidson’un metafor kav­ramlarının bir kazanda eritilmesinin neticesidir. Çalışmamız Rorty açısından metafor kavramını bu bağlamda konumlandırıp işlevi ve kapsamı hakkında bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır.

      Anahtar Kelimeler: metafor, söz dağarı, dil oyunları, olumsal dil, yaşam bi­çimleri.

İLERLEMECİ TARİH MODELLERİ EKSENİNDE

TARİHTE ANLAM SORUNU

Arzu İbişi Temelli

Bu çalışmanın amacı, tarih felsefesinin en önemli sorunlarından biri olan tarihte anlam sorununu, ilerlemeci tarih modelleri bağlamında ele almaktır. Bu amaç doğrultusunda, tarihte doğa planına uygun bir ilerlemeyi düşündüren Kant’ın, ilerlemeyi özgürleşme ile bir tutan Hegel’in, tarihsel süreci insanın mükemmel­leşme aşamalarını sunan ve sürekli ilerlemeyi yansıtan bir tablo olarak kabul eden Condorcet’nin ve ilerlemeyi insanlığın zihinsel evrimi olarak gösteren Comte’un tarih modelleri sırasıyla incelenecektir. Bu yolla, tarihte anlam soru­nunun ilerlemeci anlayışlarda hangi temeller üzerinde tartışılabildiği gösterilme­ye çalışılacaktır.

      Anahtar Kelimeler: ilerlemeci tarih modelleri, tarihte anlam, ilke, amaç.

HUME’UN FELSEFESİNDE ZAMAN VE MEKÂNIN

SONSUZ BÖLÜNEBİLİRLİĞİNİN İMKÂNI

Nurten Öztanrıkulu Özel

Zaman-mekân tasarımı ve sonsuz bölünebilirlik tasarımı doğrudan doğruya Hu­me’un algıya dayalı epistemolojisinin bir parçasıdır. Hume bu tasarımları soyut tasarımlar olarak ele almaktadır. Bu çalışmada Hume’un zaman ve mekân tasa­rımları hakkındaki düşünceleri, soyut tasarımlar bağlamında kısaca ele alındık­tan sonra sonsuz bölünebilirlik tasarımı araştırılacak ve bu tasarıma itirazının arkasında metafizik kaygılar olduğu iddia edilecektir. Bu iddia Hume’un “son­suzluk” hakkındaki fikirleriyle desteklenecektir.

      Anahtar Kelimeler: Hume, soyut tasarımlar, zaman, mekân, sonsuz bölünebi­lirlik.

TEMPORAL PARÇALAR METAFİZİĞİ I: SÜREGELİMCİLİK

TEORİSİ VE SİDER’IN DÖRT-BOYUTÇULUĞU

  1. Suat Gözcü

Bu çalışmada çağdaş temporal parçalar metafiziği tartışmalarında karşılaştığı­mız iki önemli konuyu Sider’ın dört-boyutçulukla ilgili bazı argümanları bağla­mında inceleyeceğiz. İlki, süregelimli nesneler ile üç-boyutlu nesnelerin ayrımı; ikincisi, temporal parçalar sorunu olmak üzere. Aynı şekilde, temporal uzanım ve süregelimin ne olduğunu açıklamaya ve bir de dört-boyutluluk ile üç-boyutlu nesne ayrımını serimlemeye çalışacağız.

      Anahtar Kelimeler: zaman, temporal parçalar, süregelimcilik, dört-boyutçuluk.

LAM VE HAKİKAT PROBLEMİ

Mona Ahmed Tufan

Modernite bireycilikle şekillenen, hayatının gayesi ilerlemecilikle ifade edilen, ahlâki alanda yararcı ve evrene, kendine, ötekine yabancılaşmış bir insan profili ortaya çıkarmıştır. Bu nedenle modern insan anlam ve hakikat problemi içinde­dir. René Guénon’a ve onun öncüsü olduğu Gelenekselci Ekol’e göre anlam ne insan zihninde ne de doğadadır ancak varlığı aşkın özlerde ve varlığı belirleyen metafizik ilkelerde bulunmaktadır. Modernite öncesi dönemlerde insanlık vahiy ve hikmet merkezli metafizik öğretiler ve teolojiler sayesinde varlığın özlerine ve metafizik ilkelere ilişkin bilgi sahibiydi. Modernite ile insanlık şüphenin neden olduğu bir kopuşla, birey-üstü hiçbir bilgi kaynağını tanımayan ve fenomenal alanla sınırlı bilginin varlığın anlamına dair bir çerçeve sunmadığı bir belirsizliğe terk edilmiştir. Gelenekselci Ekol Moderniteyi insanî hakikatten bir sapma olarak tanımlamaktadır. René Guénon’a göre problem modernitenin temel niteliklerin­den neşet eder ve postmodern çözüm arayışları problemin temelleri bakımından bir sorgulamaya girişmemektedirler. René Guénon düşüncesi, modernitenin te­mellerine ve onun varlık felsefesine, epistemolojisine, ahlâkına, insan tanımına ilişkin eleştiriler getirmekte ve modern insana anlam ve hakikat probleminin çö­zümünde Geleneksel Öğretileri ve Geleneksel bir eğitim metodu olan inisiyasyo­nu adres göstermektedir. Bu çalışmada modern bireyi kuran temel nitelikleri, bu niteliklerin anlam problemiyle ilişkisini ve Guénon’un insanın anlam ve hakikat problemine sunduğu çözümü ele alacağız.

      Anahtar Kelimeler: modern birey, anlam, hakikat, metafizik

HEIDEGGER VE ASYA FELSEFESİ

Bret W. Davis

Çev. Erdal Yıldız – Engin Yurt

Burada çevirisi sunulan makale Heidegger düşüncesinin Asya felsefesi ile ilişki­sini ele almaktadır. Heidegger’in özellikle geç dönem düşünmesinde Uzak Doğu düşüncesinden ve öğretilerinden etkilendiğine dair genel bir yargı vardır. Bret W. Davis bu makalede bu yargıyı bir sorunsal hâline getirerek doğru ve yanlış taraflarını ortaya koyar. Özellikle “hiçlik” kavramı üzerinden Heidegger düşün­cesinin Zen ile ilişkisini irdeleyerek hem Heidegger’in geç dönem felsefesi hem de Zen’i daha da açık kılmayı dener.

       Anahtar Kelimeler: Heidegger, Asya Felsefesi, Düşünme, Zen, Uzak Doğu, Hiçlik, Mu, Kyoto Okulu

ZİYA GÖKALP’İN DÜŞÜNSEL KAYNAKLARI ÜZERİNE NOTLAR:

ALMAN SOSYOLOJİSİ ETKİSİ TARTIŞMALARI

Rıdvan Turhan

Ziya Gökalp Türkiye’de sosyolojinin kurucusu ve Türk düşünce dünyasının en etkili isimlerinden birisidir. Günümüzde bu etkiye bağlı olarak onun sosyolojik düşünceleri üzerine zengin bir literatür oluşmuştur. Gökalp’in düşünsel kaynak­ları üzerine yapılan çalışmalar bu literatürde önemli bir yer tutar. Yaygın kanıya göre Gökalp, Fransız sosyolojisi ve özellikle Durkheim’dan etkilenmiş, düşünce sistematiğini bu geleneğe dayanarak oluşturmuştur. Ancak onun sosyolojisinin belirgin bir biçimde Alman düşünce geleneği ve sosyolojisinden etkilendiğini iddia eden çalışmalar da mevcuttur. Bu makalede Ziya Gökalp’in düşünsel kay­nakları konusunda pek fazla üzerinde durulmayan Alman sosyolojisi etkisi tar­tışmaya açılacaktır. Ancak bu tartışmaya girmeden önce Gökalp’in toplumsal meseleler karşısında bir tutum sahibi oluşu ve ardından Fransız sosyolojisi ve Durkheim’la kurduğu ilişki tanıtılacaktır. Böylece Gökalp’in düşünsel kaynak­ları konusundaki farklı yaklaşımların karşılaştırılması için bir zemin oluşturula­caktır.

Anahtar Kelimeler: Ziya Gökalp, Emile Durkheim, Ferdinand Tönnies, Fransız Sosyolojisi, Alman Sosyolojisi

SİRÂCEDDİN EL-URMEVÎ’NİN RİSÂLE Fİ’L-FARK BEYNE MEV­ZÛ‘AYİ’L-İLMİ’L-İLÂHÎ VE’L-KELÂM ADLI ESERİ:

ELEŞTİREL METİN VE ÇEVİRİ

Tuna Tunagöz

Bu makalede, Sirâceddin el-Urmevî’nin (ö. 682/1283) metafizik ile kelamın ko­nuları arasındaki farkı açıklamak üzere kaleme aldığı Risâle fi’l-fark beyne mev­zû‘ayi’l-ilmi’l-ilâhî ve’l-kelâm (Metafizik ile Kelamın Konuları Arasındaki Far­ka Dair Risale) adlı eser tahkik ve tercüme edildi. Makalede, öncelikle risalenin içeriğine dair açıklamalar yapıldı. Urmevî’nin metinde, metafiziğin konusunu var olması bakımından varolan (el-mevcûd bi-mâ hüve mevcûd); en önemli araş­tırmasını Tanrı’nın varlığı; kelamın konusunu ise Allah’ın zatı olarak belirlediği tespit edildi. Bunun ardından, risalenin muhtemel yazım dönemine işaret edildi ve mevcut nüshaları tanıtıldı. Tahkik ve çeviri yöntemine dair açıklama yapıl­dıktan sonra, risale Türkiye ve İran kütüphanelerindeki elyazmaları üzerinden tahkik edildi ve Türkçeye çevrildi.

      Anahtar Kelimeler: Sirâceddin el-Urmevî, İlk Felsefe, Metafizik, Kelam.

Yorum Kapalıdır.