Kutadgubilig 30

Kutadgubilig 30. Sayı

Haziran 2016

TEKNİK VE SANAT – GE-STELL

Martin Heidegger

Çev. Erdal Yıldız – Engin Yurt

 

Burada çevirisi sunulan metin, Heidegger’in sanat üzerine kısa bir sorgulama­sından oluşur. Heidegger bu sorgulamasında teknik, sanat ve ge-stell arasındaki ilişkiyi tartışır. Bu tartışma aracılığıyla sanatın ne olduğuna dair yeni düşünme kapıları açmayı dener.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, felsefe, sanat, teknik, sorgulama, düşünme, ge-stell.

 

PLATON’UN HAKİKAT DOKTRİNİ

Martin Heidegger

Çev. Zeynep Berke Çetin

“Platon’un Hakikat Doktrini” başlıklı incelemesinde Heidegger, Platon’un ma­ğara alegorisinde ortaya konan hakikat doktrinini ele alarak farklı bir yorum ile söylenenler arasında söylenmemiş olana ulaşmayı amaçlamaktadır. Heideg­ger öncelikle mağaradan gün ışığına ve gün ışığından mağaraya geçiş sürecine ilişkin ifadeleri irdeler. Kendi ifadesiyle “insanın özünün, her seferinde, atan­dığı alana göre yönünü değiştirdiği ve ona uyum sağladığı bu süreç, Platon’un παιδεία (eğitim) adını verdiği şeyin özüdür.” Ancak Heidegger, bu noktada söylenmemiş olanı açığa çıkaracağına inandığı bir yorum ile alegorinin “yalnız­ca eğitimin özünü örneklemekle kalma[yıp], aynı zamanda hakikatin özündeki dönüşüm ile ilgili de gözlerimizi aç”tığını çünkü “eğitim ve hakikatin doğrudan özsel bir birliktelik oluşturduğunu” öne sürer. Heidegger’e göre mağara alegori­sinin asıl anlamına başvurulduğunda “ulaşacağımız cevap hem alegorinin, haki­katin özünden bahsediyor olduğu gerçeğini hem de hakikatin özünden ne şekilde bahsettiğini gösterecektir”.

Anahtar Kelimeler: Platon, mağara alegorisi, hakikat, eğitim.

 

HERDER’İN “DİLİN KÖKENİ HAKKINDA” İNCELEMESİ

ÜZERİNE DERSLER

Martin Heidegger

ÇEV. Güvenç Şar

Burada çevirisi sunulan makalede Dil felsefesinin önemli sorularından “Dilin Kökeni” sorusuna Herder’den Heidegger’e uzanan yaklaşımı görmekteyiz. Her­der’in Berlin Bilimler Akademisi tarafından ödüle layık görülen çalışmasını Heidegger dil hakkındaki soruşturmasına temel almıştır. Herder’in dilin kökeni hakkındaki değerlendirmelerini temel alan Heidegger dil konusunda Batı dü­şünmesinin gelişimini de ortaya koymaya çalışır. Bu bakımdan makale sadece Herder’in dil hakkındaki düşüncelerinin değerlendirilmesinin ötesine geçmiştir. Heidegger’in 1939 yılında verdiği derslerden oluşturulan bu çalışmada ilk üç derse yer verilmiştir. Bu derslerde Herder’in çözümlemeleri temel alınarak di­lin kökeni, insanın dili, hayvanın dili, insan ile hayvan arasındaki farklar konu edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Herder, dil, köken, insan, hayvan, varolan.

 

ÖĞRETMEN KULE MERDİVENLERİNİN KAPISINDA

KULE BEKÇİSİYLE BULUŞUR

Martin Heidegger

Çev. Erdal Yıldız – Engin Yurt

Heidegger, 2. Dünya Savaşının artık sona erme eğilimi gösterdiği 1944-45 kışında üç yazı kaleme alır. Yazılar farklı zamanlarda ayrı ayrı basılmakla beraber ancak 1995 yılında Feldweg-Gespräche (Kıryolu-Sohbetleri) adı altında toplu eserleri içerisine dâhil edilerek yayımlanır. Yazıların her biri iki veya üç kişi arasında geçen diyaloglar şeklinde tasarlanmış olup her diyalogda karakterlerden bir tanesi ya bilgi birikimi ya da yaşam tecrübesiyle karşı karakter veya karakterlerden farklı­lık göstermektedir. Burada çevirisi yapılan bölüm kitabın ikinci bölümünde yer almaktadır. Bu metin Heidegger’in geç dönem metinleri arasında olmasının yanı sıra, felsefe tarihinde alışıldık düz bir makale tarzında olmayıp karşılıklı konuşma şeklinde ilerlediği için ayrı bir öneme sahiptir. Konuşmanın içeriği ve konusu belli noktalarda sürekli değişse de, Heidegger burada genel olarak, ilk döneminde başarısız olduğunu iddia ettiği düşünme anlayışından farklı bir düşünme tarzını denemektedir. Bu denemenin belli sabit bir konusu olmasa da ağırlıkla sanat eseri ve özne arasındaki ilişki üzerinden varlığa dair yeni bir düşünsel söylemin peşinden koşulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, geç dönem düşüncesi, Herakleitos, sanat eseri, sanat, varlık.

 

RUSYA’DA BİR SAVAŞ ESİRİ KAMPINDA BİR GENÇ VE YAŞLI

ADAM ARASINDAKİ AKŞAM SOHBETİ

Martin Heidegger

Çev. Metin Toprak – Serap Denizer

Heidegger, 2. Dünya Savaşı’nın artık sona erme eğilimi gösterdiği 1944-45 kı­şında üç yazı kaleme alır. Yazılar farklı zamanlarda ayrı ayrı basılmakla beraber ancak 1995 yılında Feldweg-Gespräche (Kıryolu-Sohbetleri) adı altında toplu eserleri içerisine dâhil edilerek yayımlanır. Yazıların her biri iki veya üç kişi ara­sında geçen diyaloglar şeklinde tasarlanmış olup her diyalogda karakterlerden bir tanesi ya bilgi birikimi ya da yaşam tecrübesiyle karşı karakter veya karak­terlerden farklılık göstermektedir. Burada çevirisi yapılan bölüm kitabın üçüncü ve son bölümünde yer almaktadır. Sohbetin mekânı olarak Rusya’daki savaş esiri kampı seçilmiştir ve genç ile yaşlı bir adam arasında geçmektedir. Metnin ana konusunu yeryüzünün ve insanın çölleşmesi ve bu çölleşmenin kaynağının ne olduğu sorusu oluşturuyor. Ve bu soruya metinden hareketle verilecek cevap: Söz konusu çölleşme dünyanın, yeryüzünün ve insanın Sein [Varlık] tarafından terk edilmesinden kaynaklanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, düşünme, varlık, çölleşme, sohbet, tahribat, terk edilmişlik.

 

ZERDÜŞT’ÜN HAYVANLARI

Martin Heidegger

Çev. Erdal Yıldız- Engin Yurt

Heidegger’in burada çevirisi sunulan kısa metni onun özellikle Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt eserindeki Zerdüşt karakterine dair görüşlerini yansıtma­sı açısından önemlidir. Heidegger’in gözünde Batı metafiziğinin son temsilcisi olarak Nietzsche’nin en önemli eserlerinden biri olan Böyle Buyurdu Zerdüşt’te Zerdüşt karakterinin hayvanları üzerinden yapılan bu karakter tahlili, Heideg­ger’in hem Batı insanına getirdiği eleştiriler ile birlikte bir çözümleme olarak okunabileceği gibi, Zerdüşt’ün hayvanları olarak birer etik değer olan kartal ve yılan’ın insan hayatındaki yeri ve önemine değinmesi olarak da görülebilir.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Nietzsche, Zerdüşt, hayvan, yılan, kartal, me­tafizik, insan, değer.

 

 

ÇAN KULESİNİN ESRARI ÜZERİNE (1954)

Martin Heidegger

Çev. İlhan Turan

Burada çevirisi sunulan metin, Heidegger’in çocukluk yıllarına ilişkin bir anısı­nı içten bir biçimde anlatmasına dayanmaktadır. Ailesiyle birlikte yaşadığı kilise evinin içinde olup bitenleri, bir noel arifesinde yaşananları, çan kulesinin çalışını ve kulenin hem çanı çalanlara hem de dinleyenlere verdiği huzuru anlatmaktadır. İlk bakışta bir felsefe metninden çok bir anı yazısı gibi gözükse de, Heidegger’in düşünme yapısına gündelik dinsel ritüellerin ne kadar etki ettiğini göstermesi açısından önemlidir.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Çan Kulesi, uyum, dinleme, ses, zocuk, varlık.

 

KIRYOLU

Martin Heidegger

Çev. Erdal Yıldız– Engin Yurt

Burada çevirisi sunulan metin, Heidegger’in belki de felsefi ve edebi yazma tarzının en iç içe girdiği metinlerden biri olması açısından önemlidir. Heide­gger’in çoğu felsefi eserini Freiburg’a yakın bir dağ kulübesinde yazdığı göz önünde bulundurulduğunda, onun felsefi düşünme ile doğaya yakın olma ara­sında doğrudan bir bağ kurduğu açık bir şekilde kendini belli eder. Bu yazı da, Heidegger’in kurduğu bu bağın en saf hâllerinden biri olarak okunmalıdır. Hei­degger’in burada ortaya koyduğu düşünme tarzı, onun kehre döneminde kendini belli etmeye başlayan ve geç döneminde tamamen yer etmiş düşünmenin ilk esintilerini vermektedir.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, kır, doğa, düşünme, felsefe, varlık, Kehre.

 

TARİH FELSEFESİNİN IŞIĞINDA MARTIN HEIDEGGER’İN

REKTÖRLÜK NUTKU:

“BU MİLLET KENDİ KADERİNİ TAYİN ETMEKTEDİR”*

Teoman Duralı

Metinde özellikle Martin Heidegger’in rektörlük konuşması ve birinci dönem felsefesi ile toplumsal–siyasal duruşundan bahsedilirken en çok anılan eseri Varlık ile Zaman üstünden “milli toplumculuk”, “vicdân”, “karar”, “tarihle he­saplaşma”, “toplumsal varlık olarak insanların kendilerini gerçekleştirmeleri” üzerine bazı düşünceler sunulmuştur. Bu sunulan düşünceler, Heidegger bağ­lamında ele alınabildiği gibi, 1930lar Alman düşüncesinin genel bir eleştirisi olarak da okunabilir. İzhâr olunmuş görüş ile düşünce ve alıntılanmış parçaların tercümeleri, başkaca belirtilmedikce, tümüyle bize aittir.

Anahtar Kelimeler: millî toplumculuk, Heidegger, vicdân, karar, zaman, tarih, zamanlılık.

 

1933’TE NELER OLDU?

HEIDEGGER VE MAHDÛMLARI VE PEYAMİ SAFA VE DAHA

BAŞKALARI ÜZERİNDEN FELSEFEDE

-EK’İN DOĞASINA DAİR BİR TAHLİL

Recep Alpyağıl

Bu yazıda ilk aşamada, Heidegger’in 1933’te Neler Oldu? adlı söyleşisi üzerin­den, Türkiye’deki 1933 tartışılmaktadır: 1933’teki Üniversite reformu, 1933’te görevinden uzaklaştırılan felsefe bölümü hocası Babanzade Ahmed Naim ve 1933 Nazi Almanya’sından kaçarak onun yerine Türkiye’ye gelen neo-pozitivist felsefeci Hans Reichenbach. İkinci aşamada ise, Heidegger’in anılan yazısından hareketle, bazı saptamalar yapılmaktadır: Türkiye’deki felsefecilerin, 1933’e dönük Heideggeryen türden bir hesaplaşma yapılma zarureti vardır. 1933’te, Reichenbach’ın Türkiye’de oluşu, ancak elsefenin -ek’li doğası içinde anlamlı olabilir. Bu ek olmaksızın düşünüldüğünde –ki tarihsel olarak böyle olmuştur– Reichenbach’ın konumu felsefeyi sadece bilime zorlayan bir şiddeti temsil eder. 1933’e kadar, Türkçe felsefe bir şekilde, edebiyat, edebiyatın iç içe olduğu ta­savvuf, metafizik ve ilim üzerinden kendi yolunda ilerlemekte idi. 1933’e gelin­diğinde, Reichenbach üzerinden edebiyat, edebiyatın iç içe olduğu tasavvuf ve metafizik Türkçe felsefeden elenmiştir. Bugünden bakıldığında, kopan bağların, yıkılan köprülerin yeniden kurulması gerekmektedir. Son olarak, işaret edilen bu hususlar Peyami Safa ve Heidegger ilişkileri üzerinden örneklendirilmeye çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, 1933, Üniversite reformu, Reichenbach, Ba­banzade Ahmed Naim.

 

DASEIN’IN “NÜFUS CÜZDANI”:

HEIDEGGER’İN TÜRKİYE’DE ALIMLANMASINA

BİR “GİRİŞ” DENEMESİ

Ahmet Demirhan

Bu makalede, yirminci yüzyılın sonlarında Türkiye’de Heidegger’in nasıl alım­landığı konu edinilmektedir. Birisi 80’lerde ve diğeri de 90’larda yapılan iki tartışmaya odaklanan makalede, bu tartışmaların –Heidegger üzerine olsalar da– Heidegger’in bir kesim sol entelektüelin kendilerini içinde buldukları ‘ay­dın krizi’ne bir çözüm olarak kullanıldığı ileri sürülmektedir. Söz konusu tar­tışmalardaki görüşlerden birisi, Heidegger’in bir ‘düşünür’ olduğunu, düşünen insanın ‘faşist’ olamayacağını; ulus, ırk ve milliyetçilik gibi unsurlarıyla birlikte ‘faşizm’in adım adım düşünülerek benimsenecek bir şey olmadığından düşünür Heidegger’in faşist olamayacağını iddia etmekteydi. Nazim ile faşizmi birbirle­rine karıştıran ve Batı’daki ‘Heidegger meselesi’yle hiçbir ilgisi bulunmayan bu konum, kendi iddiasıyla “karşıt görüş” dediği bir konuma karşı Heidegger’i mi­zansen olarak kullanmaktadır. Diğer konum ise, birincisinden daha sofistike olsa da, o da Heidegger’i Türk geleneğini yeniden keşfetmek için kullandığından, Heidegger’in düşüncesini Türk geleneği ve kültürü bağlamında taklit etmekten öteye gidememektedir. Bu konumun da ana amacı bir ‘aydın krizi’ne cevap bul­mak olduğundan, Heidegger bu konumda da, kendi düşünce çizgisinden kopar­tılarak yorumlanmaktadır. Makale, bu iki tartışmanın da, aslında tarihsel olarak sol-Kemalist olan bir aydın konumunu güçlendirmek için Heidegger’in nasıl sahiplenildiğini göstermekte ve sahiplenmenin anlamları üzerinde durmaktadır. Anahtar Kelimeler: Heidegger, Dasein, Avrupalılık fikri, Nazizm, faşizm, Hölderlin, ulus, milliyetçilik, Türkiye, aydın krizi, Kemalizm.

 

ERKEN DÖNEM HEIDEGGER

Dermot Voran

Çev. Cansu Tapan

Burada çevrilmiş olan eser, en temelde Heidegger’in erken dönem düşüncele­rini ve gençlik döneminde felsefeye bakış açısını sunmaktadır. Dermot Voran, Heidegger’in bu erken döneminde onun düşüncesini şekillendiren noktaları açık bir şekilde ortaya koymaya çalışmıştır. Bu eser, ayrıca Heidegger felsefesi söz konusu olduğunda geç dönem ile erken dönem arasındaki ilişkiselliğin önemli olduğu kadar, Heidegger’in erken döneminin de nasıl özgün düşünmek örnekleri ile dolu olduğunu göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Erken Dönem, felsefe, teoloji, fenomenoloji, Dasein.

 

HEIDEGGER: ETİKTEN ÖNCE

Hakan Poyraz

Heidegger’in Varlık ve Zaman’da özellikle vicdan gibi ahlâkî kullanımı öne çıkan bir kavramı Varlık çözümlemesinde etiğe kapalı bir şekilde kullanması tahrik edicidir: Onun için vicdan varlığın temelini bulduğu bir ses. Heidegger’e göre batı felsefe tarihi Varlığı anlama ve açıklama çabası içinde yetersiz kal­mıştır. Bu tarih ve onun metafiziği, yapısöküme (Destruktion) uğratılarak varlık ile ilişkili kavramsal ve düşünsel dolayımlarla değil, Dasein üzerinden kurulur. Dünya içinde varolma (In-der-Welt-Sein), birlikte-varolma (Mit-sein), korku (Angst), kaygı (Sorge), ölüm (Tod), ölüme doğru varlık (Sein zum Tode) gibi temel yapılardan biri olan vicdan (Gewissen), Dasein’ın anlaşılmasında mer­kezi bir yere, konuma sahiptir. Herkesin kamusallığı ve lakırtısı içinde kendini kaybeden Dasein, herkes-benliğine kulak verirken, kendi benliğini duymazdan geliverir. Böylesi bir durumdan kurtulabilmenin yolu, ilkin Dasein’ın kendi ken­dine kulak vermesinden geçmektedir. Vicdanın çağrısı, Dasein’ın başkalarının sesine değil, kendi kendisine kulak vermesini ve kendi kendisini işitmesini/duy­masını sağlayan bir çağrıdır. Bu çağrı bizi ethos’un ikametgâhına götürebilir mi? Heidegger Hümanizm Üzerine adlı yazısında ethos kelimesini, temelde “bir yerde oturarak, eyleyerek, ikamet ederek var olmayı gerçekleştirme” anlamında kullanılmıştı. Bu anlamda vicdan çözümlemesi etikten önce, etiği olanaklı kılan bir çözümleme olarak okunabilir. Şu şartla ki etik, toplumsal bağlanımların bir çerçevesi değildir artık: Kişi olmak, kişinin kendini kendi olarak eylemleriyle yapması, oluşturmasıdır.

Anahtar Kelimeler: Dasein, vicdan, Gewissen, ethos, etik, ahlak.

GREKLER VE HEIDEGGER: DÜNYANIN AÇILMIŞLIĞINDA

VARLIĞIN DİLSEL DENEYİMİ

Senem Önal

Varlık sözcüğü, gramatik açıdan “olmak” fiilinden türemiş bir isim-fiildir. Grek­çede modus infinitivus olarak adlandırılan mastar haldeki bir sözcük sınırlan­mamışlık, belirlenmemişlik anlamlarına gelir. Dolayısıyla varlık sözcüğünün, olmak olarak, olanaklılık ve süreklilik ifade ettiğini düşünebiliriz. Bu bakımdan bu çalışmada, varlığın olanaklılık olarak ancak anlam dünyasında ve dilde dene­yimlenebileceği gösterilmeye çalışılacaktır. Varlığın Greklerde görünüşe gelme olarak ve Heidegger için Dasein’ın dünya-içinde-varoluşunda deneyimlenmesi bu anlamda düşünülmelidir. Wittgenstein da benzer şekilde, yaşam biçimleri­mizin ve anlayışımızın dilde, onun işlevselliği sayesinde varolduğunu düşünür.

Anahtar Kelimeler: Grekler, varlık, dil, olmak, Heidegger, Dasein, anlayış, açı­ğa çıkmışlık, Wittgenstein.

HEIDEGGER’E GÖRE ARISTOTELES’TE DOĞRULUK KAVRAMI

Hikmet Ünlü

Çev: Esma Kayar

Heidegger Aristoteles’in doğruluk anlayışını yorumlarken, doğruluk araştır­masının ontolojik bir araştırma olduğunu gösterir. Bu yoruma göre Aristoteles doğruluğu önermelerle sınırlamaz, tersine Aristoteles için daha temelde olan duyumsama ve düşünmenin doğruluğudur. Heidegger aynı zamanda önermesel doğruluğun, Aristoteles’e göre yanlışlığın imkânının koşulu olan sentez kavra­mıyla ilişkili olduğunu öne sürüp duyumsama ve düşünmenin sentez içermediği­ni, dolayısıyla yanlışlığa yer bırakmadığını ilave eder. Değerli yanlarına rağmen Heidegger’in Aristoteles yorumunun, duyumsama ve düşünme, yani duyumsa­nan tikeller ve düşünülen tümeller alanları arasında açık bir ayrım ortaya koy­maması gibi bazı sorunlar içerdiği ileri sürülebilir.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Aristoteles, doğruluk, yanlışlık, önerme, du­yumsama, düşünme.

HEIDEGGER VE FENOMENOLOJİ

Kasım Küçükalp

Heidegger fenomenolojiyi Varlığın anlamına götüren bir yol olarak görmektedir. Gerek Husserlci fenomenolojinin gerekse kaynağı Greklere kadar geri giden fe­nomen kavramının, Heidegger felsefesinin merkezî temasını oluşturan Varlığın anlamı problemine kaynaklık yaptığı söylenebilir. Her ne kadar fenomenolo­jik gelenek içerisinde yer alsa da, Heideggerci fenomenolojinin Husserl’inkiyle aynı muhtevaya sahip olduğu söylenemez. Heidegger, büyük ölçüde, yönelimsel tecrübelerimizi dikkate almak suretiyle, epistemoloji düzeyinde işlediğini dü­şündüğü Husserlci fenomenolojinin merkezî ilgisini, hocasından bir adım daha öteye taşımak suretiyle, bilincin anlamından, Varlık’ın anlamına kaydırmıştır. Heideggerci anlamda fenomenolojinin redüksiyon, oluşturma (construction) ve destrüksiyon (destruction veya Abbau) şeklinde üç adımdan oluşan ve Varlığın anlamını açığa çıkarmaya yönelik bir düşünme biçimine dönüştüğü söylenebilir.

Anahtar Kelimeler: Husserl, Heidegger, fenomenoloji, redüksiyon, varlık

 

HERDER’DEN HEIDEGGER’E: SORGE

Erdal Yıldız- Engin Yurt

Burada sunulan makale, felsefe tarihinde kendine farklı şekillerde sıklıkla yer bulmuş “kaygı” kavramı üzerine bir çözümlemeyi içerir. Her ne kadar bu kav­rama kendi felsefi eserlerinde yer vermiş düşünürler üzerinde de durulsa da, asıl ilgi Herder ve Heidegger’in söylediklerine dairdir. Felsefe tarihi boyunca “kay­gı” kavramının nasıl farklı şekillerde ele alındığı gösterilmeye çalışılmıştır. Son olarak da bu kavrama dair özgün bir yorumun olanaklı olup olmadığı denenmiş­tir.

Anahtar Kelimeler: Herder, Heidegger, Cura, kaygı, Sorge, felsefe, insan, dü­şünme, hissetme, varlık, varoluş.

 

EGZİSTANSİYAL BİR ÖLÜMLE ÖLMEK: HEIDEGGER’DE

ÖLÜME DOĞRU VARLIK

Özkan Gözel

Bu çalışma, Heidegger’in Varlık ve Zaman adlı eserinde yer alan “Dasein’ın Olası Bütün-Oluşu ve Ölüme Doğru Varlık” başlıklı kısmı ele alıyor. Burada biz Heidegger’in egzistansiyal analizinden hareketle Varlık ve Zaman’ın ilgili kısmını (§ 46 ila § 53’ü) ele almayı ve bu surette Dasein ontolojisinde önemli bir yer işgal eden “ölüme doğru varlık” (Sein zum Tode) kavramını tahlil ve şerh etmeyi amaçlıyoruz. İşaret etmeli ki bu çaba, yer yer hermenötik bir döngü içe­riyor; dolayısıyla biz, ileride gelecek olan konuyu bazen önceden takdim etmek suretiyle, okuyucuya ilkin meselelere dair bir aşinalık kazandırmayı ve sonra onu peyderpey toparlayıcı bir kavrayışa yöneltmeyi amaçlıyoruz.

Anahtar Kelimeler: Dasein, ölüm, son, henüz-olmamışlık, ölüme-doğru-varlık, bütünlük, noksanlık, önceleme, kaygı, endişe, benimkilik, gündeliklik, herkes.

TEMPORALİTET SORUNU AÇISINDAN HEIDEGGER’İN KANT

YORUMU’NDA ŞEMATİZMİN ZAMANSAL KARAKTERİ

Zehragül Aşkın

Makale Heidegger’in, Kant’taki görü ve kavramlar (kategoriler) arasındaki uçurumu, Kant’ın şematizm öğretisine tutunarak nasıl aştığını açıklama çabası içinde olacaktır. Bu bağlamda Heidegger, kavramın sezgiye bağlanışını içeren şemalaştırma (duyusallaştırma) aracılığıyla, varolanın bilgisinin zaman’ın im­gesinde nasıl kurulduğunu göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Kant, Heidegger, Şematizm, İmgelemyetisi, Sezgide Kav­rama, Yeniden Üretme, Kavramda Tanıma.

SANAT ESERİNİN KÖKENİ

Gregory Schufreider

Çev. Çağdaş Ali Dede

Bu makale Heidegger’in ikinci dönem içerisindeki çalışmaları arasında sayılan “Sanat Eserinin Kökeni” çalışmasını konu edinir. Schufreider’in bu makaledeki asıl iddiası, Heidegger’in düşüncesinin sanata çevirmesinin nedeninin felsefeye kendisinin şiirsel düşünme olarak adlandırdığı yeni model bir düşünme sağla­mak olduğudur. Bu iddiaya ulaşabilmek için, metin dört ayrı bölümden oluşacak şekilde düzenlenmiştir; “Sanatı Kökenlendirmek”, “Bir Dünyanın Açığa Çıka­rılması”, “Bir Çatlak Tasarlamak” ve “Hareket Eden Bir Güzellik”. Her bölüm kendisine has sorular içerir: Sanat eserinin kökeni nedir? Bir şeyi sanat eserine çeviren iş nedir? Bir sanat eseri nasıl bir dünyayı açığa çıkarabilir? Bir sanat eseri nasıl bizi tarihe katabilir? Schufreider tüm bu soruları Heidegger’in düşün­cesini kurmak için kullandığı köklerin yardımıyla cevaplamaya çalışır; stelen, reissen, richten, rücken. Sanat eseri ile ilgili bu soruları dilsel köklerle cevapla­mak geleneksel bir biçimde olmayacak şekilde bizi kaçınılmaz olarak sanattan dile yönlendirir.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, sanat eseri, şiirsel düşünce, açığa çıkarma, çat­lak, dünya, yeryüzü.

HEIDEGGER VE NİHİLİZM

Derda Küçükalp

Bu makalede Heidegger’in nihilizm sorununa yönelik düşünceleri ele alınacaktır. Nihilizm Modern toplumsal yaşamın temel sorunudur. Heidegger’in düşünceleri bu sorunu anlamak bakımından önemlidir. Heidegger’e göre, nihilizm Varlığın unutulmasıdır. Heidegger Batı düşüncesini metafizik düşünce olarak adlandırır. Varlığın unutulması metafiziksel düşüncenin bir özelliğidir. Bu nedenle Heidegger nihilizmi Batı düşüncesinin bir yazgısı olarak görür. Nihilizm modern dönemde zuhur eder. Metafizik düşüncenin nihai biçimi modern teknik olarak kendini gösterir. Modern toplumsal yaşam teknolojinin hakimiyetindeki bir yaşamdır. Bu nedenle modern toplum totaliter bir düzene sahiptir. Modern toplum bir kitle toplumudur. Kitle toplumu nihilistik bir toplumdur.

Anahtar Kelimeler: Nihilizm, Metafiziksel Düşünce, Varlık, Kitle Toplumu, Modern Toplumsal Yaşam.

 

FELSEFENİN SONU VE DÜŞÜNCENİN DİĞER BAŞLANGICI

Françoise Dastur

Çev. Sevim Erşahin Karakaş

Fransız Heidegger yorumcusu Françoise Dastur bu makalede Heidegger fel­sefesinin şu temel sorularına bir cevap sağlamayı amaçlamaktadır: Felsefenin sonunun anlamı nedir? Düşünmenin diğer başlangıcı nasıl anlaşılmalıdır? He­ideggerci bir tarzda metafiziğin üstesinden gelmekten bahsedilmesi mümkün müdür? Peki, ya düşünme? Heidegger felsefesinin gelişimini takip eder, Franço­ise Dastur Heideggerci Wiederholung’un hakiki anlamının fundamental ontolo­jiyi çağıran Varlık sorusunun kökenlerine geri gitmek olduğunu açıklar. Heideg­ger’in düşüncesinin yeni bir metafiziksel perspektif açtığını savunur.

Anahtar Kelimeler: varlık, varolan, Dasein, zaman, metafizik, fundamental on­toloji, yeni başlangıç, felsefenin tamamlanması, Wiederholung, Zwiefalt.

 

HEIDEGGER’DE SONUN / SONLULUĞUN DÜŞÜNÜLMESİ

Çetin Türkyılmaz

Bu çalışmada, genel olarak, Nietzsche’yle belirginleşen nihilizm sorunundan hareketle, belirli bir düşünme biçiminin tarihsel kapanışına, sonuna dair Heideg­ger’in düşünceleri ele alınmakta ve bu düşünme biçiminin (metafiziğin) sonunda onun yeni bir başlangıç (Anfang) yapma gereksinimine ilişkin vurgusu ortaya konmaktadır. Heidegger’in düşüncesinde bu “son”un aynı zamanda, Varlık ve Zaman’daki, zamansal varlık olarak insanın sonluluğu görüşüyle de uyumlu olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla bu yazı, Heidegger’in hem Varlığın tari­hindeki bir çağ olarak Batı metafiziğinin sonunda “başlangıca dönmek” fikrini hem de sonluluk çerçevesinde, dünya içinde varlık olarak (yani ölüm yönünde varlık olarak) insanın hep bir geleceğe doğru atılımını ele almaktadır. Bu düşün­celer çerçevesinde, yazının sonunda ise, Heidegger’in düşünceleri ile Heidegger hakkında hiç de olumlu düşünceler taşımayan Walter Benjamin’in tarih kavrayışı arasında bir bağlantı kurulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, nihilizm, son, sonluluk, ölüm, varlık, yeni baş­langıç, tarih, Benjamin.

METAFİZİĞİN TEMEL KAVRAMLARINDAN

HAYVAN SORUSUNA: DÜNYA-SONLULUK-YALNIZLIK

Can Batukan

Heidegger’in Varlık ve Zaman’da ortaya koymuş olduğu varoluşsal analitiğin barındırabileceği riskler Metafiziğin Temel Kavramları: Dünya-Sonluluk-Yalnız­lık başlıklı derslerde ele alınmıştır. Buna göre Dasein’ın “dünya kurucu olmak” bakımından sahip olduğu ayrıcalık “hayvanın bir dünyaya sahip olabilme imkânı” tarafından tehdit edilmektedir. İnsan ile hayvanı tanımlamaya ve ayırmaya dair çalışmalar giderek muğlak bir alana doğru gidilmekte olduğunu göstermektedir. Bu makale Heidegger’in temel ontolojisindeki güçlükleri “hayvan sorusu” çerçeve­sinde değerlendirirken Kehre’ye doğru giden süreci analiz etmeyi ve Heidegger’in günümüzdeki alımlanışına katkı sunmayı amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Metafizik, Uexküll, Animalite, Ruh, Töz, Dünya.

 

Jacques Derrida

[HEIDEGGER’İN HAYVANI]

Çev. Erdal Yıldız – Engin Yurt

 

Burada çevirisi sunulan metin temelde Derrida’nın bir seminer konuşma­sından oluşur. Derrida bu bahsi geçen seminerde, Heidegger’in özellikle Die Grundbegriffe der Metaphysik. Welt-Endlichkeit-Einsamkeit (Winter semester 1929/30) başlıklı eserinde ortaya koyduğu taşın dünyasız, hayvanın dünya yok­sulu ve insanın dünya kurucu olmasında şekillenen tezinin genel bir eleştirisini yapar. Derrida’nın özellikle yaşamının felsefi olarak son dönemlerinde felsefede hayvan sorununa yönelmiş olması, hem Heidegger’in bu metnini ele almasında etkili olur hem de bu sorunun felsefede güncel bir sorun olarak canlanmasına yol açar. Derrida’nın hayvan kavramı üzerinden Heidegger’in als-Struktur anlayışı­nı eleştirisi, bu güncel sorunun tartışılmasında bir diğer boyutu daha derinleme­sine açmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Derrida, Heidegger, hayvan, Als-Struktur, olarak-yapısı, felsefe, insan.

ONTOLOJİK FARKTAN F(A)RKA. ZOR BİR GEÇİŞ

Umut Öksüzan

Bu makalede Jacques Derrida’nın ilk dönem çalışmalarında Martin Heidegger’in varlık düşüncesi hakkında yaptığı yorumlar incelenmekte ve tartışılmaktadır. İlk aşamada He­idegger’in varlık ve ontolojik farkı düşüncenin temel soruları olarak ele alma önerisine Derrida’nın verdiği yanıt ana hatlarıyla sunulmaktadır. İkinci aşamada fenomenoloji alanında önemli çalışmalara imza atmış iki araştırmacının, Françoise Dastur ve Gérard Granel’in ontolojik fark ve f(a)rk düşünceleri arasındaki ilişkiye dair değerlendirmeleri incelenmektedir. Üçüncü ve son aşamada ise Heidegger’in varlığın ve ontolojik farkın açığa çıkmasına olanak sağlayacak zemini keşfetmek amacıyla yürüttüğü çok yönlü çalışmasını Derrida’nın unutuluşa terk etmesi gerekçesiyle birlikte ele alınmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Varlık, Ontolojik fark, F(a)rk, Anlama, Yazı, İz, Metafizik, Fenomenoloji.

FELSEFEYE KATKILAR

Peter Trawny

Çev. Cansu Tapan

Burada çevrilen eser, Heidegger’in özellikle geç dönem felsefesinde belki de en önemli yere sahip olan Beiträgen zur Philosophie (Vom Ereignis) [Felsefeye Katkılar (Olay-Olma’dan)] eserine yönelik derli toplu bir açıklama denemesidir. Heidegger’in sadece geç döneminin değil ama tüm hayatının en önemli eserleri arasında görünen bu çalışma; hem Heidegger düşünmesinin geçirdiği değişimi görmek hem de Heidegger’in geç döneminde felsefeye, düşünmeye ve Varlığa nasıl baktığını anlamak açısından kritik önemdedir.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, felsefe, Kehre dönemi, Ereignis, varlık, düşün­me.

DA-SEIN VERSUS HIER-SEIN

Zeynep Zafer Esenyel

Heidegger Varlığın anlamına ilişkin sorunun yanıtının, bir var olma biçimi olan Dasein’ın incelenmesiyle verilebileceğini düşünür. Benzer bir yaklaşımla Varlık sorusunun, algının incelenmesiyle çözülebileceğine inanan Merleau-Ponty’de de karşılaşmak mümkündür. Merleau-Ponty algının analizini, kaçınılmaz biçimde beden analiziyle ilişkilendirir. Ancak Heidegger’in analizinde beden kavramının neredeyse hiç kullanılmadığını fark ederiz. Bu çalışma, Dasein ile beden arasındaki benzerlikleri ortaya koyma amacının yanında, her iki filozofun da felsefelerinin merkezine “dünya-içindeki-varlığı” geçirmelerine rağmen, bu varlığın Heideg­ger’de ‘oradaki-varlık’ olarak ele alınırken, Merleau-Ponty’de ‘buradaki-varlık’ olarak betimlendiğine işaret etmektedir.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Merleau-Ponty, Dasein, Beden, Oradalık, Buradalık.

 

HEIDEGGER’DE GREK FELSEFESİ, BATI METAFİZİĞİ,

BİLİM VE MODERN ENDÜSTRİYEL TEKNOLOJİ*

İdiris Demirel

Martin Heidegger, esas olarak varlık felsefesi, yani ontoloji ile ilgilenmiş olan bir düşünürdür. O, varlığın anlamını, kendisinin, hermeneutik fundamental fe­nomenolojik ontoloji yöntemiyle irdeler. Heidegger, Grek felsefesi, Batı metafi­ziği, bilim ve modern endüstriyel teknoloji gibi hem birbirleriyle hem de varlık felsefesiyle yakından ilişkili konular üzerinde de durmuştur. Ama bu üzerinde duruş, münferit sahalarda söz söylemek için değildir. Gerçekte hep aynı-bir var­lığın anlamına geri dönme yani varlığı düşünme içindir. Heidegger açısından: Avrupai niteliğiyle global ölçekte yaygın hâle gelen modern bilimin özü, artala­nı yönüyle Platon’dan beri felsefe adıyla adlandırılan Grek düşünme biçiminde temellenmektedir. Modern tekhne ve modern, kapitalist, bilimsel, teknolojik-endüstri, Batı düşünme biçiminin; Batı metafiziğinin bir süreği olduğu kadar Batı medeniyetinin de ayırt-edici niteliklerindendir. Heidegger, Batı metafiziği derken, kendisinin ısrarla kaçındığı zaman ve uzayı aşan tözleştirmeleri kaste­der. Bu çalışmanın amacı: Heidegger’in, Grek felsefesi, Batı metafiziği, bilim ve modern endüstriyel teknoloji tasavvurlarını; varlık felsefesinin zemininde ve mümkün mertebe sorgulayıcı bir tarzda değerlendirebilmektir.

Anahtar Kelimeler: Batı metafiziği, bilim, Grek felsefesi, Heidegger, modern endüstriyel teknoloji, teknik, varlık.

SANAT

Andrew Bowie

Çev. Elif Korkut

Bu makale Martin Heidegger’in “Sanat Eserinin Kökeni” adlı çalışmasını teme­le almaktadır. Heidegger’in “sanat eseri” ve “şey” kavramları üzerinden tartış­maya açtığı “sanat” anlayışı, onun özellikle varlık sorununu anlamaya bir aracı olma potansiyeli açısından da ayrıca önemlidir. Bu makalede bu varlık sorunu­nun Heidegger’de sanat aracılığıyla nasıl ele alındığının gösterilmesinin yanı sıra “Varlık ve Zaman”ın ontolojisiyle beraber, Heidegger’in sanat felsefesi ve estetik anlayışı, modern ve çağdaş sanat bağlamında tartışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: sanat, varlık, mevcut-olma, gizli-olmama, içerik, dünya, yeryüzü.

 

CEMAL SÜREYA’NIN DİZESİNDEN FIŞKIRAN VAROLUŞ: AN Kİ FISKİYESİ SONSUZLUĞUN

Cihan Camcı

Bu yazıda, Cemal Süreya’nın bir dizesinin varoluşun kendisini açışına ve anlamını bize sunuşunu bir an deneyiminde bize anımsattığını göstermeye çalışacağım. Bu dizede şairin, yaşamın anlamını bir fıskiyenin damlalarının sonsuzluğun içinden dışına doğru fışkırmasında, bir göz kırpması gibi, bize duyurduğunu ve bunun, Heidegger’in zamansallık anlayışıyla düşünülebileceğini öne süreceğim. An’ın, şimdi’nin kendisine özgü bir boyutu olduğunu, bu boyutun, yaşamın her ne ise o olarak anlamını zamanın kendisini zamansallaştırışı olarak bize kendisini aç­tığını, yansıttığını söyleyeceğim. Son olarak, Cemal Süreya’da bu açılışın bize, Heidegger’deki can sıkıntısı kavramından daha canlı, daha neşeli, daha hafif bir deneyim önerdiğini belirteceğim.

Anahtar Kelimeler: Cemal Süreya, Heidegger, zaman, an, açılış, her-günkülük, hafiflik.

 

DÖNÜŞ: TÜM ÜÇÜ DE

Thomas Sheehan

Çev. Özgün Gezmiş

Burada çevrilen makalede Heidegger’in felsefesinde birbirleriyle döngüsel bir ilişki içinde anlamlanan kavramlar ve bunların Heidegger’in erken ve geç dö­nem felsefesinde kullanımları ele alınmıştır. Heidegger felsefesinde “Kehre” terimi, Heidegger’in erken ve geç dönem felsefi düşünceleri arasındaki değişi­me işaret eden geçiş noktası olarak görülse de, Thomas Sheehan, bu makalede bu “Kehre”nin üç basamaklı bir yapısı olabileceği ya da üç farklı kehre olma olasılığı üzerinde durur. Bu “üç Kehre” düşüncesi ile Sheehan, Heidegger’in genel olarak felsefesinde kendine yer bulmuş “varlık”, “ilişkisellik”, “var olma”, “mevcudiyet” gibi öğeleri yeniden ele alıp Heidegger felsefesinde farklı bir açı­dan düşünmeye denemektedir.

Anahtar kelimeler: Heidegger, dönüş, Kehre, ilişkisellik, varlık, mevcut olma, varolan.

20. YÜZYILDA FELSEFİ HERMENEUTİK:

HEIDEGGER VE GADAMER

[EDEBİYAT AÇISINDAN HEIDEGGER]

Christiane Leiteritz

Çev. Fatih Tepebaşılı

Varlık problemiyle uğraşan Heidegger, hermeneutiğin sınırlarını ontolojik alana doğru genişletti. Ona göre varoluş “dünyada-oluştur”. Varlık olarak insan dün­yayı eylemleriyle ve anlayışıyla kendisi kavrar. Anlamak her türden bilginin on­tolojik koşuludur. İnsan, ancak zamansal sürece bağımlı ve dil ile gerçekleşen anlama sayesinde insandır. İnsana rengini veren dil aynı zamanda hakikate de aracılık eder. Bu yönüyle dil bizi sanat ve edebiyat ile karşı karşıya getirir. Dil, burada görev başındadır. Sanat eserini anlama sürecindeki hermeneutik döngü yüzünden aşina olduğumuz ile yabancı olan arasında gidiş gelişler yaşanır. Bu­nun sonucunda edebiyat bize gerçeklik konusunda yeni bir bakış açısı sağlar. Bu sürece ise yabancılaştırma diyebiliriz.

Anahtar Kelimeler: hermeneutik, varlık, dil, yabancılaştırma.

DÖRTLÜ

Andrew J. Mitchell

Çev. Umut Dağ

Bu makalenin amacı Heidegger felsefesinde şey ve dörtlü arasındaki ilişkiyi in­celemektir. Yazar temel olarak Heidegger felsefesinde yeryüzü, gökyüzü, tanrı­sal olanlar ve ölümlü olmanın bir araya gelmesi olan dörtlünün; şeyin ne manaya geldiği ve onun nasıl anlaşıldığını kavramak için anahtar kavram olduğunu iddia etmektedir. Dörtlünün iki temel özelliği vardır. Birincisi dörtlü şeyi oluşturandır. İkincisi dörtlüyle birlikte şey ilişkisel olarak var olur. Yazara göre, şeyi ilişki­sel olarak anlamak için, şey hakkındaki özcü yaklaşımları terk etmeliyiz. Onun yerine şey ayna üzerinde şeyin oynaması olarak görülmelidir. Bu aynada, dört­lünün her biri kendince ayna üzerinde aksettirir. Her biri kendi rolünü ilişkisel biçimde oynar. Yeryüzü taşıyıcı olarak şeyin maddeselliğidir. Gökyüzü yeryüzü­nün kendini gösterdiği mekândır. O değişimin ve hareketin mekânıdır. Günler ve mevsimler gökyüzü aracılığıyla değişir. Tanrısal olanlar mesajlardır. Son olarak, ölümlü olma dünyaya maruz kalma ve açık olmanın imkânıdır.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, şey, dörtlü, ayna, ilişkisellik

 

HEIDEGGER’İN SAHİCİ DÜŞÜNCESİNİN

BİR TASARIM FELSEFESİ OLARAK ETKİLERİ: LOUIS KAHN

Işıl Kazaz

Bu makalede Martin Heidegger tarafından ortaya atılmış “sahici düşünce” kav­ramının mimarlıktaki izleri araştırılmaktadır. Bunun için, sahici düşünce kavra­mının ortaya çıkmasına olanak tanıyan öncül kavramlar “Varlık” ve “Dasein” üzerinde durulmaktadır. Dasein ve içinde bulunduğu dünyayı deneyimleme biçimi irdelenmiş, mimari tasarım kuramında karşılığı aranmıştır ve yapılı çevredeki varlığı sorgulanmıştır. Bunun yolu olarak da Louis Kahn’ın düşüncelerinden faydalanılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Dasein, Heidegger, varlık, şey, yakınlık, imkan, mimarlık, Kahn, sahici düşünce.

HEIDEGGER, AGAMBEN VE BİYOPOLİTİKA

Özgün Bulut

Siyaset felsefesinin önemli çalışma alanlarından biri haline gelmiş olan biyopo­litikanın arka planında yer alan ontolojinin gösterilmesi, Martin Heidegger’in felsefesinin hesaba katılmasını gerektirir. Biyopolitika üzerine çalışan günümüz felsefecilerinden biri olan Giorgio Agamben’in bu alandaki çalışmalarından ha­reketle, istisna hâli, dil, insan-hayvan ayrımı, yaşam ve ölüm gibi biyopolitikanın temel kavramları üzerine yapılan bu çalışma, söz konusu kavramların temellendiği ontolojik düşüncenin, Heidegger’in varlık, hakikat, dünya, fırlatılmışlık gibi temel kavramlarıyla olan derin bağlantısını açığa çıkarmayı amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Agamben, biyopolitika, istisna hâli, yaşam, ölüm, insan, hayvan, dünya, fırlatılmışlık.

MARTIN HEIDEGGER DÜŞÜNMESİ VE JAPON FELSEFESİ

[HEIDEGGER’İN TEŞEKKÜR CEVABI İLE BİRLİKTE]

Kōichi Tsujimura

Çev. Erdal Yıldız- Engin Yurt

Burada çevirisi sunulan hitap konuşması ve Heidegger’in bu konuşmaya teşek­kür cevabı, özellikle Heidegger’in geç dönem düşüncesi ile Japon felsefesinin kökensel olarak uyuştuğu bir noktaya işaret etmesi açısından önemlidir. Heideg­ger’in doğum günü kutlaması sebebiyle gerçekleştirilen bir etkinlikte yapılan bu konuşmada, Heidegger’in “hiç” anlayışının, Japon Zen felsefesi içinde kendine nasıl bir yer bulduğu üzerine konuşulur. Heidegger’in kendi cevabı ile bu anlam­da Uzak Doğu düşünmesinin Heidegger’in geç dönem düşünmesi üzerine etkisi de açık kılınmış olunur.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Japon felsefesi, Zen, Uzak Doğu düşüncesi, nicht, hiç.

VARLIKTAN DİLE DİLDEN VARLIĞA

Erdal Yıldız – Engin Yurt

Burada sunulan makale Heidegger’in birinci ve ikinci dönem dil anlayışı ara­sındaki farkı göstermeye çalışır. Birinci döneminde Heidegger’in dil anlayışını ortaya koyabilmek için Varlık ve Zaman eserinin genel hatları ele alınmış ve ilgili bölümün dikkatli bir okuması yapılmıştır. İkinci dönemindeki dil anlayışını ortaya koymak için ise Dil Yolunda metni temele alınmıştır. Bu karşılaştırmalı çalışma ile Heidegger felsefesinde “dil”in geçirdiği değişim gözler önüne seril­meye çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Dil, Dasein, İnsan, Varlık, Konuşmak, Söyle­mek, Söyleyerek Göstermek, Sessizlik, İşitmek.

 

HEIDEGGER VE TAO TE CHING ESERİNİ ÇEVİRİŞİMİZ*

Paul Shih-yi Hsiao

Çev. Engin Yurt

Burada çevrilen metin, temelde Paul Shih-yi Hsiao’nun, Heidegger ile çevir­meye başladığı Tao Te Ching eserini çevirdiği dönemde onun Heidegger’e ve döneme dair hatırladıklarını ele alır. Bu anlamda bu metin, Heidegger’in Uzak Doğu düşüncesi ve eserleri ile ne kadar ilgili olduğunu göstermesi açısından önemlidir. Heidegger felsefesinde Uzak Doğu’nun etkileri bu metinle birlikte biraz daha açığa çıkar.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, felsefe, Uzak Doğu, Laozi, Tao Te Ching, çe­viri, düşünme.

TÜRKÇEDE MARTIN HEIDEGGER KAYNAKÇASI (1935-2016)

Erdal Yıldız

Buradaki çalışma, Türkiye’de ve Türkçede Martin Heidegger’e dair bir kaynakça­dır. Bu kaynakça ile hem Türkiye’de felsefi düşünmenin çağlar arası çoğunlukla kaybolmuş bağlarının yeniden kurulması hem de Heidegger ve onun felsefesi üzerine düşünmek isteyenlerin başvurabileceği bir metin listesi sunulması amaç­lanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Heidegger, Türkiye, Türkçe, Kaynakça, Çalışmalar.

RORTY’NİN METAFELSEFESİ

Ferhat Onur

Rorty’nin yazılarına baktığımızda, onun temel ilgisinin felsefe yapmaktan çok bir disiplin olarak felsefenin kendisine yönelik olduğunu, felsefeyi ıslah etmenin ve sıradanlaştırmanın zamanla onun için daha önemli bir hale geldiğini görüyoruz. Zira onun gözünde felsefe, geleneksel olarak anlaşıldığının aksine, ne varlık ve hayat hakkındaki hakikatleri keşfedip insan bilgisine temeller sağlayacak bir araç olabilir, ne de diğer disiplinlerin ve kültürel çalışmaların bilgi iddialarının geçerliliğini onayacak bir hakim olabilir. Onun pragmatizmine göre, felsefe en fazla bir yazın türü olabilir. Bu çalışmada Rorty’i bu fikre götüren sebepler ortaya koyulacak, bir epistemoloji olarak düşünülmediğinde felsefenin yararlı olabileceği gösterilecek ve nihayetinde Rorty’nin görüşlerinin felsefenin sona erdirilmesi olarak değil, bir başka metafor olarak görülmesi gerektiğine işaret edilecektir.

Anahtar Kelimeler: Metafelsefe, geleneksel felsefe, pragmatizm, hakikat, eğitici felsefe.

İNSANIN YETKİNLEŞMESİ AÇISINDAN PLATON VE

FÂRÂBÎ’NİN SİYASET FELSEFESİNDE FİLOZOFUN YERİ

Ahmet Çapku

İnsanın yetkinleşmesi problemi öteden beri felsefî sistemlerin ve dinlerin temel uğraşısı olagelmiştir. Bu makalede felsefe tarihinin iki önemli ismi olan Platon ve Fârâbî’nin düşüncesinde problemin nasıl ele alındığı incelenmektedir. Mesele neticede bir insan sorunu olduğu için konu, varlık ve bilgi teorisinden hareketle fizikten metafiziğe, ahlaktan siyasete, dinî inanış ve anlayıştan eğitime kadar uzanabilmektedir. Her iki filozofun düşünce sisteminde konu siyaset bağlamında ve erdemli yetkin bir filozofun öncülüğünde çözüme kavuşturulmaya çalışılmıştır. Anılan iki filozofun düşüncelerinde kişinin ve toplumun nihai yetkinliğe ulaşa­bilmesi keyfiyeti, gerek eski Yunan ve gerek klasik İslam düşüncesinde konunun ne şekilde çözüme kavuşturulmaya çalışılmış olduğu sorusu günümüz için de anlam ve önemini korumaktadır.

Anahtar Kelimeler: Platon, Fârâbî, Felsefe, Siyaset, Yetkinlik.

 

ELEŞTIRILER ÇERÇEVESINDE ÖMER LÜTFI BARKAN’I

YENIDEN DÜŞÜNMEK: BIR KARŞI-DEVRIMCI MI?

BIR DISIPLININ KURUCUSU MU?

Rıdvan Turhan

Ömer Lütfi Barkan’ın Türk iktisat tarihi üzerine geride bıraktığı devasa külliyat özellikle 1980’li yıllarda tartışılmaya başlandı. Bu tartışmalarda, Barkan’ın uzun akademik yaşamı boyunca ortaya koyduğu metinlerde somutlaşan tarih anlayışının çeşitli açılardan sorunlu olduğu iddia edildi. Halil Berktay, Barkan’ın geçerliliğini yitirmiş bir feodalizm modelini temel alarak Cumhuriyet’in erken dönemindeki evrenselci tarih anlayışı karşısında devleti kutsayan milliyetçi bir tarihçilik inşa ettiğini ve böylece bir karşı-devrim gerçekleştirdiğini, kimileri de Barkan’ın ilgilendiği konuların birçoğunda bugün hala aşılamamış bir zirve ve Türk iktisat tarihinin üstadı olduğunu iddia ettiler. Bu tartışmalara 2000’li yıllarda yapılan katkılarda ise sosyolojik terminolojinin daha belirgin bir biçimde kullanıldığına tanık olduk. Bu defa Max Weber’in patrimonyalizm kavramı, Barkan’ı eleştirir­ken bir analiz aracı olarak kullanıldı. Barkan’ın çalışmalarını daha bütünlüklü bir yaklaşım içerisinde ele almayı öneren bu makalede ise yukarıdaki yaklaşımlardan farklı olarak Barkan, Cumhuriyet’in erken dönemine hâkim sosyoloji anlayışıyla kurduğu ilişki çerçevesinde ele alınacak ve böylece bir bilim adamı olarak Barkan ve çalışmalarıyla ilgili tarihsel ve toplumsal bir perspektif ortaya koyulacaktır.

Anahtar Kelimeler: Ömer Lütfi Barkan, Tarihyazımı, Feodalizm, Halil Berktay, Yusuf Kemal Tengirşenk, Türk Devrimi.

MYTHOS’TAN BİOS’A HOMEROS

Filiz Cluzeau

Bu makalede amaç, Antik Çağ’da şekillenen Homeros biyografisini eksiksiz bir biçimde sunmak değildir. Amaç, Homeros şiirlerinin anlatıcısına ilişkin mythos’un zamanla nasıl Homeros bios’una (yaşam öyküsü) dönüştüğüne ve bu mitsel bi­yografinin bizi bugün hâlâ nasıl sanki Homeros tarihsel bir kişinin adıymış gibi etkisi altına aldığına dikkat çekmektir.

Anahtar Kelimeler: Homeros, epik şiirler, Antik Çağ geleneği, mythos, mit, bios.

SKOLASTİK EĞİTİMDEN HELENİZME GEÇİŞTE BİR

AZINLIK OKULU: İZMİR EVANGELİKE RUM MEKTEBİ

Ayşe Aksu

Evangelike Mektebi bilfiil Rum Ortodoks Patrikhanesi tarafından 1708’de İzmir’de kurulmuş ve 1922’ye kadar faaliyetlerine neredeyse kesintisiz devam etmiş bir eğitim müessesesidir. Kuruluş amacı Ortodoks Rum milletinin ihtiyaçlarından veya taleplerinden değil, bilakis o dönemdeki Katolik misyonerlerin faaliyetlerine bir alternatif üretme mecburiyetinden kaynaklanmıştır. Ancak 1733’te İngiltere’nin himayesine geçtikten sonra bu defa Rum milletinin Aydınlanma ve Helenizm süreçlerine katkıda bulunmuştur. Bu makalede öncelikle Evangelike Mektebi’nin tarihçesi tespit edilmeye çalışılacak, bu tarihçe üzerinden kuruluş amaçları ve eğitim öğretim pratikleri incelenecektir. Bu araştırmanın temel yapıtaşlarını ise okul müfredatı, öğretmen kadrosu ve öğrencileri oluşturacaktır. Makalenin nihaî amacı gayrimüslim/azınlık okullarının mevcut literatürüne bu okulun eklemlen­mesini sağlamak, Rum milletinin Aydınlanma-isyan-bağımsızlık yolunda geçirdiği aşamaları ve fikrî unsurları bu okul bağlamında yeniden okumaya çalışmaktır.

Anahtar Kelimeler: İzmir Evangelike Mektebi, İzmir’deki azınlık okulları, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Rum Aydınlanması, İeroteos Dendrinos, Adamantios Korais, İzmir Filoloji Cimnazyumu, Adamantios Rysios, Helenizm.

HANS REICHENBACH VE TÜRK FELSEFESİ’NE KATKILARI

Semra Uçar

Berlin Çevresi kurucularından biri olan Alman Profesör Hans Reichenbach, mantıkçı pozitivizmin önde gelen isimlerinden biridir. Felsefenin yanı sıra matematik ve fizik alanlarında da eğitim almış olan Reichenbach, fizik felsefesi ve bilim felsefesinde yaptığı çalışmalarla derin bir etki yaratmıştır. Reichenbach ayrıca çağımızın iki önemli fizik teorisi olan Einstein’ın görelilik teorisi ve kuantum mekaniği konu­larında da felsefi çalışmalar yapmıştır. Hitler’in Almanya’da iktidara gelmesiyle ülkesinden Türkiye’ye göç eden Reichenbach, İstanbul Üniversitesi’nde beş yıl boyunca Felsefe bölüm başkanlığı görevini yürütmüştür. Türkiye’de geçirdiği beş yılda oldukça üretken olan Reichenbach, Türk Felsefesi’ne önemli katkılar yapmıştır. 1938 yılında Amerika’ya taşınmış ve ölümüne dek bu ülkede kalmıştır.

Anahtar Kelimeler: Hans Reichenbach, Reichenbach’ın Hayatı ve Çalışmaları, İstanbul Üniversitesi’ndeki Göçmen Profesörler.

PLATON’UN TANRI’YA BENZEYEN FİLOZOFU

BİR KARİKATÜR MÜ?

Şeyma Kömürcüoğlu

Platon’un Theaitetos diyalogu Tanrı’ya benzeme temasının yer aldığı en önemli metinlerden biridir. Theaitetos’un (172-176c) pasajları, teorik ve pratik hayat tarzı arasında bir karşılaştırma içermektedir. Bununla birlikte bu pasajlarda çizilen filozof portresinin niteliği hakkında bir tartışma söz konusudur. Geleneksel görüş, Platon’un burada tasvir ettiği filozofu, öte-dünyalı bir filozof olarak okumaktadır. Alternatif görüş ise Platon’un çizdiği filozof portresinin öte-dünyalı değil aksine pratik işlerle meşgul olduğu kanaatindedir. Bu konudaki uç bir iddia ise, Platon’un gerçek bir filozofu değil bir karikatürü tasvir ettiğidir. Benim amacım, Platon’un Theaitetos’ta çizdiği portrenin bir karikatür değil hakiki filozofu temsil ettiğini göstermektir. Platon’un hem bu-dünyalı hem öte-dünyalı bir filozof tasavvuruna birlikte izin verebileceği ve Tanrı anlayışıyla filozof anlayışını birbirine bağlı olarak şekillendirmiş olduğu iddiası, bu makalenin çıkış noktasıdır.

Anahtar Kelimeler: Theaitetos, homoiôsis theôî, Tanrı’ya benzeme, dünyadan kaçış, münzevi filozof, bu dünyalı filozof, karikatür.

İBN SÎNA’NIN ŞEHVETİ

Joep Lameer

Çev. Serdar Cihan Güleç

Bu makalede, İbn Sina’nın şehvet mefhumu kavramsal olarak analiz edilmiş ve İbn Sina’nın aşırı cinsel münasebetten dolayı kolitten öldüğü yaygın fikri tartışılmış ve çürütülmüştür. İbn Sina’nın sıklıkla kayda alınan cinsel düşkünlük suçlamaları ortaçağ Arapça tabakat kitapları ışığında Joep Lameer tarafından metin tenkitiyle incelenmiş ve söz konusu iddiaların İbn Sina tıbbı açısından geçersiz bilgiler ol­duğu tespit edilmiş; bu nedenle, bunların İbn Sina’nın talebesi Cüzcani tarafından kaleme alınmış İbn Sina biyografisi’nde yer alan orjinal metindeki ilgili ifadelerin daha sonraki tarihçiler tarafından değiştirilmek suretiyle üretilen uydurmalar ve saptırmalar olduğu düşünülmektedir. Sonuç olarak, İbn Sina’nın imajını hedefe alan tüm bu profesyonel kampanyanın onun itibarını düşürmek üzerinden siste­matik olarak tasarlandığı ve 12. yüzyıldan itibaren başladığı görülmektedir.

Anahtar Kelimeler: İbn Sina, Şehvet, Tıp, Cinsellik, Kolit

 

Yorum Kapalıdır.