Kutadgubilig 28

ANALİTİK FELSEFENİN TANIMLAYICI ÖZELLİKLERİ ÜSTÜNE

Özgüç Güven

Analitik felsefe 19. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan, felsefi sorunlara geleneksel felsefenin dışında yeni yaklaşımlar öneren, kavramsal açıklık, mantık ve gidimli düşünceyi öne çıkaran bir tutum olarak bilinmektedir. Son derece etkili ve yaygın olmasına karşın, kökenleri ve tanımlayıcı özellikleri hakkında tartışmalar süregelmektedir. Bu makalede analitik felsefenin tek bir özellik üzerinden tanımlanamayacağı, tersine bir dizi özelliklerin toplamı olarak belirdiği ve bu özelliklerin tümünün analitik felsefede anılan her filozofta bulunmadığı ileri sürülmektedir.
Anahtar kelimeler: analitik felsefe, analitik felsefenin özellikleri, analitik felsefenin kökeni.

FÂRÂBÎ’DE DİL VE DÜŞÜNCENİN GELİŞİM AŞAMALARI

Şenol Korkut

Fârâbî öncelikle dili müstakil bir ilim olarak tasnif etmekte, bu ilmi mantık sanatının temeli olarak nitelendirmektedir. İkinci Muallim dilin kökeni, doğuşu ve gelişim aşamalarını ise şifahi ve yazılı dönem olarak başlıca iki evrede irdelemektedir. Ona göre insan fıtratından getirdiği bir yönelimin sonucu olarak öncelikle işaret, seslenme, harf ve kelimeleri icat etmekte daha sonra nesne, pratik aletler, meslek bilgisi ve insanî fiillere dair ortak anlamları oluşturmaktadır. Hitabet ve şiir sanatının bir milletin kültür hayatında olgunlaşmasından sonra ise dile dair yazılı dönem başlamakta ve yazıya dair sanatlar keşfedilmektedir. Yazının belirli bir olgunluğa erişmesinden sonra felsefî düşünce ve bilimlere dair düşünce aşamaları temayüz etmektedir. Fârâbî düşüncenin gelişim aşamalarını ise, kendi dönemine değin felsefe tarihinin akışıyla uyumlu olabilecek şekilde ilgili millet veya toplumun nezdinde sofistik, cedelî, matematiksel ve burhânî yöntemin sırasıyla keşfedilmesi olarak sıralamaktadır. Dil ve düşüncenin gelişim aşamalarına dair Fârâbî’nin teorisi aynı zamanda bir toplum veya milletin özündeki kültür ve bilimlerin gelişim aşamalarına dair bir kuramı da içkindir. Bu makale söz konusu hususları filozofun ilgili eserleri bağlamında yeni bir okumaya tabi tutacaktır.
Anahtar kelimeler: Fârâbî, dil, düşünce, din, felsefe.

BATI FELSEFESİNDEN YAPILAN ÇEVİRİLERDE
TÜRKÇENİN İMKÂNLARI: KANT’IN TEORİK SİSTEMİ
ÜZERİNDEN BİR ARAŞTIRMA

Ümit Öztürk – Seda Özsoy

Her bilişsel disiplin esasen özel bir terminolojik yapı vasıtasıyla inşa edilen belirli bir dile dayanır. Bu çerçevede, bir disiplinin gelişmiş olma derecesini anlamanın en önemli ölçütlerinden biri, ilgili disiplinin kavram düzeneğini upuygun yansıtabilecek bir terim örgüsünün o disiplinde bulunuşudur. Her ne kadar bu mesele son derece açık olsa da, Türkçe felsefe dilinin tarihî süreç bakımından incelenmesi göstermektedir ki ülkemizde modernleşme hareketlerinin başından beri dilin terminolojik bakımdan kullanılışı meselesinde derin bir kriz yaşanmaktadır. Bu çalışmada, sözü edilen problemlerin felsefe dilini kavrayışımızda ne kadar derinlere gittiğini açığa çıkarmak için Kant’ın Kritik der reinen Vernunf adlı eserinin Türkçe çevirileri analitik bir düzlemde irdelenecektir.
Anahtar kelimeler: Türkçe felsefe dili, kavram çatıları, terminoloji tesisi, Türkiye’deki Kant çalışmaları.

FÂRÂBÎ’NİN KAYIP NİKOMAKHOS AHLÂKI ŞERHİ’NDEN
KALAN PARÇALAR: TERCÜME VE TAHLİL

Hümeyra Özturan

Fârâbî; Aristoteles’in meşhur ahlâk eseri Nikomakhos Ahlâkı’nı okumakla kalmamış, tabakât eserlerinin ve diğer bazı filozofların bildirdiğine göre bu esere bir de şerh kaleme almıştır. Bu şerhin tamamı günümüze ulaşmamış olsa da şerhin giriş kısmı olduğu düşünülen birkaç sayfalık metin elimizdedir. Söz konusu metin, felsefe tarihinde yeri olan bazı tartışmalara ilişkin mühim bilgiler içermesi bakımından son derece dikkate değerdir. Bu makalede, Fârâbî’nin kayıp şerhinden günümüze ulaşmış bu giriş metninin keşfi ve otantikliğine dair tartışmalara değinildikten sonra, metnin katkıda bulunduğu problemlere işaret edilecektir. Son olarak makalede, söz konusu metnin Türkçe tercümesi Türk okuyucularının istifadesine sunulmuştur.
Anahtar kelimeler: Aristoteles, Fârâbî, ahlâk, Nikomakhos Ahlâkı, Fârâbî şerhi, Lawrence Berman.

MUTLU YAŞAMA KILAVUZU: DE VITA BEATA

Bengü Cennet

Bu çalışmanın amacı Seneca’nın De Vita Beata (Mutlu Yaşam Üzerine) eserinde işlediği mutlu yaşama anlayışını sunmaktır. Bu amaçla ilk olarak Seneca’nın ve ona paralel olarak stoiklerin ideal yaşam düşüncesinin genel hatları çizildi. İkinci olarak De Vita Beata’da ortaya çıkan iyi (bonum), en yüce iyi (summum bonum) ve erdem (virtus) kavramları detaylandırıldı. Son olarak da bu düşüncelerin adımları izlenerek, doğaya (natura), uyuma (harmonia) ve bilge olana (sapiens) ulaşıldı. Sonuç olarak mutlu yaşam, Seneca’nın bu dünyada hakiki ve kalıcı mutluluğu bulabilecek tek kişi olan, bilge insanında bulundu.
Anahtar kelimeler: Seneca, stoa felsefesi, mutlu yaşam, iyi, erdem, doğa, uyum, bilge.

ETKİN AKIL: İLK YORUMLARA DAİR BİR İNCELEME*

Franz Brentano
Çev. Ismahan Özdemir Yazgan

Brentano bu çalışmada Aristoteles’in felsefesinde önemli bir rol oynayan etkin akıl (nous poiētikos) kavramı hakkında öne sürülen yorumları üç dönem tasnifi altında irdeler. Metinden de anlaşılacağı üzere bahsi geçen bu kavram hem antikitede ve ortaçağ felsefe geleneğinde hem de Batı felsefesinde çeşitli izahlarla yeniden ele alınmıştır. Böyle bir çalışma nous poiētikos’a dair yapılan bu izahların eksik yanlarını ve geçerliliklerini gösterdiği için önemlidir.
Anahtar kelimeler: Aristoteles, Nous poiētikos, antikçağ, ortaçağ, Batı felsefesi.

İLM-İ HUZURİ VE EPİSTEMOLOJİK DEĞERİ

Abuzer Dişkaya

İnsan, var olanla ilişkisini bilgi üzerinden kurduğundan bilginin ne olduğu, çeşitleri, kaynağı, nasıl meydana geldiği ve varsa sınırlarının tespit edilmesi felsefenin en önemli meselelerinden biri olagelmiştir. Bilgi ilk olarak, insan zihninde nasıl meydana geldiği esas alınarak husuli ve huzuri bilgi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Biz bu makalede husuli bilgiye gerektiği yerlerde atıf yapmakla birlikte asıl olarak huzuri bilgiyi ele alacağız. Bu açıdan ilk olarak huzuri bilginin ne olduğu kısaca açıklanacak ve akabinde de önde gelen Müslüman filozofların huzuri bilgi anlayışları ortaya konacaktır. Makalenin ikinci kısmında ise felsefi bir mesele ve imkân olarak huzuri bilgi, epistemolojinin temel meselelerinden biri olan bilginin değeri açısından incelenecek ve böylece bu bilgi türünün epistemolojik değeri olup olmadığı ve varsa bunun hangi anlamda mümkün olabileceği tartışılacaktır.
Anahtar kelimeler: bilgi, huzuri bilgi, husuli bilgi, Farabi, İbn Sina, Sühreverdi, Molla Sadra, bilginin değeri, mutabakat.

Türk Düşüncesi’nde Batı Felsefesi’nin Alımlanışına Bir Örnek:
HASAN CEMİL ÇAMBEL’İN “FICHTE VE FICHTE’NİN
HİTÂPLARI” ÇALIŞMASI

Abdurrahman Aliy

Bu çalışmada, Batılı bir filozofun, Modern Dönem Türk Düşüncesi’nde alımlanışının (resepsiyon) ilginç bir örneğinin tanıtımı ve analizi ele alınmaktadır. Hasan Cemil Çambel (1878-1967) emekli bir asker ve diplomat olarak Batı felsefesiyle ve edebiyatıyla ilgilenmiştir. Alman filozof Fichte’yi, Modern Türk Devleti’nin ideolojisinin oluşumu bağlamında anlamış ve Fichte’nin eserlerini Türkçeye kazandırarak söz konusu ideolojisini bu değerler üzerine temellendirmek istemiştir. Dönemin ilgileri ve yapılan tartışmalara bakıldığında; neden Fichte’nin ve özellikle de bu eserinin üzerinde durulduğu dikkat çekmesi gereken sorulardır. 20. yüzyılın ilk yarısında yükselen Alman milliyetçiliği ile gündeme gelen, görüşlerinden yararlanılan ve bu milliyetçiliğin Avrupa’ya ve Avrupa kültürüne olan olumsuz etkilerden dolayı ya çok övülen ya da çok fazla eleştirilen bir 19. yüzyıl filozofunun, yazıldığı ve ders olarak üniversitede okunduğu (Vorlesung, takrir-ders) dönemde kayda değer bir etkisinin olmadığını bildiğimiz bir eserin (Alman Ulusuna Seslenişler/Reden an die Deutsche Nation) neden Modern Türk Düşüncesi’nde farklı bir ilgi uyandırdığı sorusuna cevap aramakla, dönemi anlamak açısından somut bir örnek olarak değerlendirilecektir.
Anahtar kelimeler: Hasan Cemil Çambel, Fichte, Reden an die Deutsche Nation, Modern Dönem Türk Düşüncesi.

MACHIAVELLI’NİN SİYASET DÜŞÜNCESİNDE
ASTROLOJİK PERSPEKTİF

Can Karaböcek

Talih (fortuna) ve erdem (virtu) kavramları Machiavelli’nin siyaset düşüncesinde önemli bir yer kaplar. Ancak Machiavelli’nin talih kavramının içeriğine yakından bakıldığında astrolojik bir yaklaşımın olduğu görülür. Bu makalede astrolojik içeriğin zemininin de Ptolemy astronomisine dayandığı iddia edilmektedir. Rönesans İtalya’sında da bu türden astrolojik inançların, gerek siyasal aktörler gerekse dinsel aktörler tarafından paylaşıldığını göz önüne alarak, Machiavelli’nin siyaset düşüncesinin zemininde astrolojik inançların yer aldığı görüşü temellendirilecektir. Bu makalede bu iddiaları gerekçelendirerek, Machiavelli’nin siyaset kuramının tam olarak modern bir siyaset kuramı sayılamayacağını iddia etmekteyim.
Anahtar kelimeler: Machiavelli, talih, astroloji, Ptolemy astronomisi, Rönesans kültürü, döngüsel tarih anlayışı.

BOURDIEU’NÜN EPİSTEMOLOJİK İTİRAZI

M. Ertan Kardeş

Bilinir ki aslında felsefede ve sosyal bilimlerde en
önemli temel yanlışlardan biri, incelemecinin incelemesinde,
inceleme nesnesine, düşünülmeyen bir toplumsal
alaka tasarlamış olması yatmaktadır[…]1
Düşünülmeyeni düşünmek için düşünülmeyeni düşünmek.2

Bu yazı Fransız düşünür Pierre Bourdieu’nün klasik felsefeye epistemolojik itirazını konu edinmektedir. Bir yandan bu itirazın açtığı imkânlar gösterilmektedir diğer yandan da mevcut kısıtlar ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu doğrultuda Bourdieu epistemolojisinin eleştirel imkânları olumlanırken özgürleşme perspektifi açısından tek başına yeterli olmadığı fikri savunulmaktadır. Ontoloji bahsinin açılmasının zorunluluğunun altı çizilmektedir.
Anahtar kelimeler: Pierre Bourdieu, epistemolojik itiraz, ontoloji sorunu, bilgi.

HATIRATINDA OSMANLI’DA YAHUDİ MATBAALARI
VE ARAPÇA KİTAP BASIM YASAĞI

Yasin Meral

Matbaanın Osmanlı’ya geç gelişi Türkiye’de kitap tarihi konusunda en çok tartışılan konulardan biridir. Osmanlı’da ilk matbaa, Yahudiler tarafından 1493 yılında kurulmuştur. Müslüman tebaa ise ilk matbaayı 1727 yılında İbrahim Müteferrika ile kurmuştur. Müteferrika öncesi ve sonrasında Yahudi matbaalar aktif bir şekilde işlemekteydi. Avrupalı seyyahlar hatıratlarında matbaanın geç gelişi ve Osmanlı toplumunun matbaa algısı hakkında birtakım bilgiler vermektedirler. Hatıratlarda hattatların işlerini kaybetmesi gerekçe gösterilerek matbaanın yasaklandığı kaydedilmiştir. Zira el yazmaları istinsah etme o dönemler itibariyle önemli bir pazar olup birçok insan için istihdam alanıydı. Ayrıca hatıratlardan öğrendiğimiz kadarıyla Kur’an’ın, matbaada basıldığında kutsallığını kaybedeceğine dair bazı dini endişeler de vardı. Bu makalede, İbrahim Müteferrika öncesi Avrupalı seyyahların İstanbul’daki Yahudi matbaaları ve Arapça kitap basım yasağıyla ilgili notları incelenecek ve değerlendirilecektir.
Anahtar kelimeler: matbaa, İbranice, Yahudi, İbrahim Müteferrika, Osmanlı, Arapça, seyyahlar, hattatlar.

SENECA’NIN MEKTUPLARINDA
POLİTİK YAŞAMA İLİŞKİN İTİRAFLAR

Pelin Atayman Erçelik

Genç İmparator Nero’nun önce akıl hocası sonra da danışmanı olarak bu dönemin en önde gelen politik figürlerinden biri olan Seneca her zaman bir Stoacı olmakla gurur duymuştur. Stoa felsefesinin temel ilkelerinden biri politikada aktif olarak görev almak gerektiğiydi. Nero’nun sarayında görev yaptığı yıllarda, kişinin politikadan çekilmesi gerektiği fikrine karşı olan Seneca, politikadan tamamen çekildiği ömrünün son yıllarında tersini düşünmeye başlar. Boş Zaman Üzerine eserinde kibarca, Lucilius’a Ahlak Mektupları’nda ise daha sertçe kamu görevlerinden uzak olmanın kişi için en iyisi olduğunu savunur. Politikadaki bütün o çalkantılı yılların ardından kaleme aldığı bu mektup koleksiyonu, Seneca’nın hayatı boyunca edindiği tecrübeleri süzerek paylaştığı, samimi bir itiraflar bütünü niteliği taşır. Ben de bu makalede Seneca’nın mektupları aracılığıyla, düşünürün politik yaşama ilişkin fikirlerini ve bu fikirlerin hayatının farklı dönemlerine göre farklılık gösterdiğini ortaya koymaya çalıştım.
Anahtar kelimeler: Seneca, Lucilius, mektuplar, politika, geri çekilme.

“O [HEIDEGGER], SEVGİ DOLU BİR BABAYDI”
HERMANN HEIDEGGER İLE SOHBET*

Iris Radisch

Çev. Erdal Yıldız, Engin Yurt, Güvenç Şar

Burada tercüme edilen sohbet, 2014 senesinde Martin Heidegger’in oğlu Hermann Heidegger 93 yaşındayken gerçekleştirilmiştir. Sohbet, Martin Heidegger’in özellikle “Kara Defterler” (Schwarze Hefte) olarak anılan notları üzerinden onun Anti-Semitizm ile arasındaki tartışmalı ilişkisine dair değerli bilgiler içermesinin yanı sıra, 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden olan Martin Heidegger’e yaklaşmada farklı bir bakış açısı (kendi çocuğunun bakış açısı) sunması açısından önemlidir.
Anahtar Kelimeler: Anti-Semitizm, Heimat, Hermann Heidegger, Kara Defterler, Martin Heidegger, memleket, Schwarze Hefte, sohbet.

KİMYA TARİHİNDE BİR KIRILMA NOKTASI:
ROBERT BOYLE İLE DÖNÜŞEN “DENEY” KAVRAMI

Şule Taşkıran Çankaya

Kimyanın gelişim süreci mercek altına alındığında, dikkati çeken en önemli dönem, deneysel bilginin de çıkışını bünyesinde barındıran, Bilim Devrimi’nin başlangıcı kabul edilen 17. yüzyıldır. Deney sonucu elde edilen bilgileri içeren “deneycilik ve bilgi” bu yüzyıla ait en önemli kavramlardandır. Bu makalede Robert Boyle’un çalışmaları ile deneysel felsefenin modern kimyanın başlangıcını teşkil ettiği savunulmaktadır. Bilim Devrimi’nin üyelerinden biri olan Boyle uzun yıllarını deneysel öğrenme temelli mekanik felsefeye adamıştır. Bu amaçlarla 1650-1660 yılları arasında bilimsel bilgide devrim niteliğindeki deneylerini gerçekleştirmiştir. Kapalı kapılar ardında, yalnızca sınırlı sayıda gözlemcisinin bilgisine ulaşabildiği deney kavramı, Robert Boyle ile hangi kültürden, dilden ve sosyal statüden olursa olsun insanların gözlemine ve bilgisine sunularak, kimyaya kamusal bir dil kazandırılmıştır. Çünkü Boyle’a göre sınırlı sayıda kişinin şahitlik ettiği bir deneyin sonuçları maddenin gerçeğini yansıtamazdı. Bu bağlamda bilimsel bilginin elde edilmesi için tanık olunan deney sayılarının çoğaltılması şarttı. Bu makalede Boyle’un deneye nasıl tanık olunabilir ve nasıl kamusal bir anlam yüklenebilir sorularına aradığı cevapları araştıracağız. Bu çalışmanın amacı, klasik dönemde gizli tutulan deney anlayışının yerine, Robert Boyle’un tanık olunabilir, tekrarlanabilir ve paylaşılabilir deney kavramının ve 17. yüzyılda modern kimyanın başlangıcında oynadığı rolün irdelenmesidir.
Anahtar kelimeler: Robert Boyle, Bilim Devrimi, Kimya Devrimi, deneysel felsefe, deneysel bilgi.

SCHMİTT’LE BİRLİKTE SCHMİTT’E KARŞI

Can Karaböcek

M. Ertan Kardeş, Schmitt’le Birlikte Schmitt’e Karşı: Politik Felsefe Açısından Carl Schmitt ve Düşüncesi, İletişim Yay., İstanbul, 2015, 365 sayfa.
Ve Schmitt yeniden gündemde. 20. yy’ın en ilgi çekici figürlerinden biri olan Alman hukukçu Schmitt Türkiye’nin düşünsel gündemine diğer birçok şey gibi çok geç düştü. Bu anlamda Türkçede Schmitt üzerine yapılan ilk akademik çalışma 2000 yılında yapılmış bir yüksek lisans tezi1 olmakla beraber, yayınlanan ilk çalışma Bünyamin Bezci’nin doktora tezinin bir kısmının kitaplaştırılmış hâli olan Carl Schmitt’in Politik Felsefesi: Modern Devletin Müdafası adlı eserdir. Daha sonraları Schmitt’in politik kuramına duyulan ilgide ve buna bağlı olarak yapılan yayınlarda belirgin bir artış olmuştur. Schmitt’in 20. yy’ın ortalarına doğru üretmiş olduğu metinlerin yankısını Türkiye’de 21. yy’ın başlarında bulmuş olması Türk entelektüel hayatının makus talihinin bir tekerrürüdür. Schmitt’in politik kuramına dair yeniden uyanan bu heyecanın nedenlerine dair bir spekülasyon yaptığımızda karşımıza ilk önce liberal politik tahayyülün köktenci eleştirisi karşımıza çıkmaktadır. Batı dünyasında da Schmitt’e olan ilginin yönelimine baktığımızda Schmitt’in kuramına yönelen düşünürlerin ya muhafazakâr Katolik bir politik çizgiyi takip ettiklerini veya Marksist bir politik çerçevenin içerisinde yer aldıklarını genelleyebiliriz (elbette her genellemenin bir yanlış payını içerdiğini hatırımızdan çıkarmadan). Muhafazakar politik düşünürlerin Schmitt’e yönelmesi gayet anlaşılabilirdir; kendi politik havzalarının içerisinde yer alan bir düşünüre başvurmalarında yorum gerektirecek bir durum yoktur.

ETİK NEDİR?

Hande Tetik

Fred Feldman, Etik Nedir?, Çev. Ferit Burak Aydar, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul, 2012, 368 sayfa.
Ferit Burak Aydar tarafından çevrilmiş olan Fred Feldman’ın Etik Nedir? adlı kitabı, ahlâk felsefesi alanında oldukça başarılı bir kitaptır. Kitaptan ve kitabın ahlâk felsefesi alanındaki katkılarından bahsetmeden önce, ilk olarak kitabın yazarı hakkında bilgi vermek, ardından da kitabın içeriği hakkında genel bir sunum ortaya koymak, kitabın tanıtımı açısından yararlı ve anlaşılır olacaktır.
1941 doğumlu olan Fred Feldman, Newark, New Jersey’de doğmuştur. Etik nedir? adlı kitabının dışında Doing the Best We Can (1986); Confrontations with the Reaper (1992); Pleasure and the Good Life (2004) kitapları olan Feldman, ‘University of Massachusetts Amherst’ Felsefe Bölümü’nde ders vermektedir.
Fred Feldman, etik kuramları üzerine uzmanlaşmış bir felsefeci olduğundan, çalışmalarının çoğunu da etik kuramlarına ve ahlâk felsefesine ayırmaktadır. Kitabın içeriğine bakıldığında şu görülmektedir: Kitabın başlığından da anlaşılabileceği üzere, Feldman’ın bu kitabı etik alanına ve etik kuramlarına yer verilerek yazılmış bir kitaptır. Kitap on altı bölümden oluşmaktadır.

Yorum Kapalıdır.