Özetler

Kutadgubilig 36. Sayı – Ahlâk Felsefesi/Etik Özel Sayısı

AHLÂK FELSEFESİ/ETİK ÖZEL SAYISI

ADALET ÜZERİNE

Neşet Toku

Adalet; toplumsal düzenin mümkün ama zorunlu olmayan bir niteliğidir. Ada­letin gerçekleştirilmesi hukukun en önemli vazifesidir. Hukuk, toplumsal dü­zen demektir fakat her toplumsal düzenin adaleti gerçekleştirdiğini söylemek de zordur. Müspet veya menfi pay (hak ya da ceza) dağıtan kurallarla alakalı olarak hukuktan beklenen, fertler ya da fertlerle devlet (kamu otoritesi) arasın­da gerçekleşen yahut da gerçekleşmesi muhtemel olan sosyal ilişkilerin adilane tanzimidir. Ancak bunun nasıl sağlanacağı çok da açık değildir.

Anahtar Kelimeler: Adalet, eşitlik, sosyal adalet, usulî adalet

ALİYA İZZETBEGOVİÇ DÜŞÜNCESİNDE

AHLÂK PROBLEMİNE GİRİŞ

Haluk Erdem

 Büyük düşünür-devlet adamı Aliya İzzetbegoviç’i

vefatının 14. yılında saygıyla anarak…

Ahlâk ve özgürlük, Aliya İzzetbegoviç düşüncesinde birbirleriyle ilişkili kavramlardır. Bu çalışmada Aliya İzzetbegoviç’in insan, ahlâk ve özgürlük hakkındaki görüşleri, eleştirileri, etik konularına olan bakışı tartışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Aliya İzzetbegoviç, ahlâk problemi, insan, özgürlük, felsefe.

“DURUMUM VE ÖDEVLERİ” KONUSUNDA BRADLEY

Emel Koç

H. Bradley’nin Ahlâk İncelemeleri, çalışmalarının en Hegelcisidir. Ahlâk İn­celemeleri’nde o “kendini-gerçekleştirme” kavramı açısından ifade edilen bir tür yetkinlikçi ahlâk açıklaması sunar. Bu doktrin aynı zamanda “kendini ger­çekleştirme” etiği olarak adlandırılabilir. Bradley’nin “durumum ve ödevleri” kavramı “kendini gerçekleştirmenin” anlamını açık hâle getirir. Bradley, her kişinin toplum içinde bir yer ve işleve sahip olduğunu kabul eder; onun “ödev”­leri yaşamındaki “durum”u ile ilişkilidir. O, kendini yalnızca toplum içindeki durumu ile ilişkili ödevlerini yerine getirmek suretiyle gerçekleştirebilir. Ken­dini gerçekleştirme, toplumdan ayrı mümkün değildir. En yüksek kişisel iyi, en yüksek “sosyal ya da ortak iyi” ile uyum hâlindedir.

Anahtar Kelimeler: Kendini gerçekleştirme, durumum ve ödevleri, ideal ben, sosyal organizma.

GÜÇLÜ PSİKOLOJİK EGOİZM AHLÂKIN TEMELİ OLABİLİR Mİ?

Hakan Gündoğdu

Bu çalışma insan davranışının nihai motivasyonunun her zaman kişisel çıkar olduğunu ifade eden güçlü bir psikolojik egoizm tezinin ahlâkı temellendirmek için sağlam bir dayanak olmadığını göstermeyi denemekte; bunu yapmak için de başlıca iki yol izlemektedir: (1) Güçlü psikolojik egoizmin empirik açıdan da analitik açıdan da doğruluğu kanıtlanmamış bir tez olduğunu göstermek ve (2) onun etik egoizmle olan ilişkisinin sorunlu doğasına işaret etmek. Bununla beraber, böyle bir eleştiri, öncelikle, egoizmle ilgili temel kavramların herhan­gi bir karışıklığa meydan vermeyecek şekilde tanımlanmasını gerektirdiğinden, çalışmanın başında, güçlü psikolojik egoizmin mahiyeti ve içerdiği varsayımlar üzerinde ayrıca durulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Güçlü psikolojik egoizm, kişisel çıkar, psikolojik hazcılık, motivasyonel monizm, motivasyonel çoğulculuk, özgecilik, etik egoizm, doğal­cı yanılgı.

İSLÂM AHLÂK FELSEFESİ:

BİREY VE ÖZGÜRLÜK MERKEZLİ BİR İNCELEME

Aygün Akyol

İslâm ahlâk felsefesi; Tanrı, evren, insan ilişkisi düzleminde bir değerler bütü­nünü ifade eder. Günümüzde yaşanan sıkıntılar bu noktadaki eksikliklere işaret etmektedir. Makalede bu bütünlüğün tekrar sağlanması amacıyla İslâm ahlâk felsefesinin imkânı, teolojik ve felsefi etik ayrımı üzerinden müzakere edilmek­tedir. Buradan hareketle bireyin teşekkülü ve özgürlük alanı tartışılmaktadır. İs­lâm ahlâk felsefesinin imkânından bahsedebilmek için akıl ve irade kavramları üzerinde durulmakta, bunun ortaya çıkabilmesi içinse özgür bir toplumsal düze­nin varlığı vurgulanmaktadır. İslâm ahlâk felsefesinde bireyin özgürlük alanının temel belirleyicilerine değinilerek, problemlerle başa çıkabilen, kendini bilen bir kimlik ve kişilik gelişimi önerilmektedir.

Anahtar Kelimler: İslâm, ahlâk, felsefe, birey, özgürlük.

AQUİNAS’TAN KANT’A

AHLÂKIN DOĞAL YASASININ İMKÂNI ÜZERİNE

Mustafa Yıldız

Bu makalede Thomas Aquinas’ın “doğal yasa” kavrayışını ele alarak Immanuel Kant’a değin gelişen süreçte bu kavram ekseninde ortaya çıkan etik anlayışlar değerlendirilmiştir. Başlıca tezim, Aristotelesçi felsefenin son temsilcilerinden birisi olarak Thomas Aquinas’tan sonra etiğin paradigmatik bir değişim geçirdi­ğidir. Modern dönemin günümüze kadar ulaşan etik sorunlarının çoğunun teme­linde bu değişimin yer aldığı söylenebilir. Nitekim varlık düzeni ile insan zihni arasındaki uyuma gönderme yapan Aquinas’ın doğal yasa kavrayışı kendisinden sonra Ockham, Descartes, Hobbes ve Hume gibi filozoflar tarafından eleştiril­miş ve etikte zihin-beden ayrılığını temel alan bir yaklaşım hâkim olmuştur. Bu­nun sonucunda ise varlık düzeni ile insanın eylem hayatı arasında bir yarılma meydana gelmiştir. Bu durum Kant’ın “ahlâk yasası” kavramsallaştırmasıyla bir ölçüde çözülmeye çalışılmışsa da başka bir araştırmaya konu olacak şekilde, bu girişiminde ne ölçüde başarılı olduğu da tartışmalıdır.

Anahtar Kelimeler: Doğal yasa, etik, varlık düzeni, erekselcilik, ahlâk yasası.

AHLÂKIN EVRİMSEL KÖKENİ,

AHLÂKÎ BİLGİ VE AHLÂKÎ REALİZMİ ZAYIFLATABİLİR Mİ?

Ferhat Yöney

Ahlâkın evrimsel kökeninin ahlâkî bilgi ve ahlâkî realizmi zayıflattığına ilişkin argümanlar ve bu argümanlara verilen yanıtlar, son on yıl içinde felsefecilerden büyük ilgi görmüşlerdir. Bu makale, öncelikle insanda ahlâkın evrimsel kökeni­ne ilişkin sosyobiyoloji ve evrimsel psikoloji alanlarındaki bilimsel çalışmaları sunmaktadır. İkinci olarak, Sharon Street ve Richard Joyce’un 2006 yılında bu bilimsel çalışmalara dayanarak ortaya koydukları, ahlâkın evrimsel kökeninin ahlâkî bilgi ve ahlâkî realizmi zayıflattığı argümanlarını açıklamaktadır. Son olarak ise Street ve Joyce’un argümanları, çeşitli eleştiriler ışığında değerlen­dirilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Evrim Teorisi, sosyobiyoloji, evrimsel psikoloji, ahlâkî bilgi, ahlâkî realizm, ahlâkî kuşkuculuk, ahlâkî anti realizm.

DOSTLUK NEDEN BİR AHLÂK FELSEFESİ KONUSUDUR?

Hümeyra Özturan

Bu makalede, İlkçağ ve Ortaçağ ahlâk felsefesi eserlerinde dostluk kavramının neden konu edildiği, söz konusu eserler bağlamında incelenmekte ve dört temel nedenin mevcut olduğu iddia edilmektedir. Dostluğun; insan fiillerine ilişkin bir durum olması, erdem olarak tanımlanması, insan mutluluğuna ve ahlâkî ol­gunlaşmaya katkıda bulunması nedenleriyle bir ahlâk felsefesi konusu oluşu te­mellendirilmeye çalışılmaktadır. Ahlâkî olgunlaşmaya dostluğun katkısı ise tek değil birkaç yönden olmaktadır. Dostun bir ayna gibi olup kişiye kendi ahlâkî durumunu yansıtması, kişiye ahlâkî zaaflarını görmekte doğrudan yardımcı ola­bilmesi ve aradaki sevgi bağı nedeniyle dosta karşı erdemli fiiller yapmaya teş­vik etmesi gibi yönler, bu makalede söz konusu eserler çerçevesinde anlatılmaya çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Ahlâk, ahlâk felsefesi, dostluk, erdem, Aristoteles, The­mistius, Epiküros, Cicero, Galen, Râzî, İbn Miskeveyh, Thomas Aquinas, Tûsî.

AMAÇ-ARAÇ BAĞLAMINDA AHLÂK-SİYASET İLİŞKİSİ:

AHLÂKIN SİYASETİ YA DA SİYASETİN AHLÂKI

Ahmet Kesgin

Bu makalede ahlâk ve siyaset ilişkisi ele alınmaktadır. Bu bağlamda araç-amaç tartışmasına iki yeni terkip ile katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bunlar, ahlâkın siyaseti ile siyasetin ahlâkıdır. İlkinde ahlâk amaç, siyaset araçtır. İkincisinde ahlâk siyaset için araçtır. Ahlâkın araçsallığı iki farklı şekilde tezahür eder. İlkinde ahlâk siyaset için hala değerlidir ve onunla görünür. İkincisinde ahlâk siyaset ile doğrudan değil dolaylı bir ilişkiye sahiptir. Bu durum oldukça yeni bir olgudur. Siyaset paydaş değiştirmiş ve ahlâkın yerini iktisat almıştır. O sebeple ahlâkî erdemler bu yeni durumda öncelikle çıkar, rekabet gibi iktisadî değerlere eklemlenmek zorundadır. Yeni siyaset ile ilişkisi bu şekilde oluşmaktadır. Bu yeni siyaset biçimi ise endüstriyel siyasettir.

Anahtar Kelimeler: Ahlâk, siyaset, endüstriyel siyaset, araç, amaç, Platon, Ma­chiavelli.

AHLÂKIN SEKÜLERLEŞMESİNDE DAVİD HUME ETKİSİ

Ahmet Dağ

Filozofun çağının tanığı olması gerçeğinden hareketle Hume, akılcılaşmış ve sekülerleşmiş çağın özelliklerini felsefesinde taşıyan bir filozoftur. Bu makalede epistemoloji, bilim, estetik, tarih, etik, metafizik, teoloji, ahlâk ve siyaset gibi birçok alanda çalışma yapmış olan filozofun ahlâk hakkındaki görüşlerine de­ğinilmiştir. Öncelikle Hume’un ahlâk felsefesinin neliğine ve ahlâk felsefesini belirleyen unsurların ne olduğuna değinilmiştir. Sonrasında ise mevcut ahlâk anlayışına psikolojik ve epistemolojik düzeyde eleştiri getiren Hume’un ahlâk eleştirisi, –din/Hıristiyanlık konusundaki eleştirilerindeki benzerlikten hareket­le– Nietzsche bağlamında yorumlanmış ve onun modern, mevcut seküler ahlâk anlayışına etkisi ele alınmıştır. Duygu, tutku ve fayda ekseninde anladığı ahlâk anlayışıyla hem ahlâkın din ve metafizik temelinden kopuşuna hem de günümüz dünyasının siyasi, iktisadi ve içtimai oluşumuna olan katkısına yer verilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Hume, din, ahlâk, sekülerizm.

HUME’UN AHLÂK FELSEFESİ VE ERDEM ANLAYIŞI

Barış Mutlu

Hume, ahlâk felsefesi içerisinde, en önemli, özgün filozoflardan biri olarak karşımıza çıkar. Ahlâk felsefesinin en karakteristik özelliği ise, sentimentalist/duygulanımcı olmasıdır. Çünkü Hume ahlâkî ayrımları örneğin iyi ve kötüyü, erdemi ve erdemsizliği (vice) salt tutkular, duygular, hisler ile açıklar. İnsanı harekete geçiren, eyleme sevkeden, dolayısıyla amaçlar koyduran tutkulardır. Akıl ise tutkuların belirlediği amaçlara ulaşmak için bir “araç” rolü görür. Hume için ahlâk değerlerle, akıl ise olgularla ilgilidir, değerleri olgularla ele almamız mümkün değildir. Bu nedenle kendisi erdemin, erdemsizliğin yürekte yakala­nacak bir his meselesi olduğunu belirtir. Hume bu sonuca bir bilim adamı gibi deneyime bağlı bir şekilde ulaştığını belirtir. Anlama yetisi üzerine başladığı soruşturmasında, tespit ettiği zihin ilkeleri ile temele aldığı alışkanlığı, inancı adım adım nesnelerden diğer benliklere (self) genişletir. Yaşamımızı en temelde deneyim ve deneyime bağlı alışkanlıklar, inaçlar ile sürdürdüğümüzü düşünür. Bu düşünce, Hume’un üç kitaptan oluşan İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme’si­nin merkezinde yer alır, her üç kitabının ortak ilgisi durumundadır. Dolayısıyla Hume ahlâkı tartıştığı III. Kitabın bağımsız okunabileceğini söylese de ilk iki kitaba bağlı ilerler. Bu çalışmamızda bir deha ürünü diyebileceğimiz İnceleme üzerinden, Hume’un ahlâk öğretisini ele alacağız.

Anahtar Kelimeler: Ahlâk, erdem, duygulanım, tutku.

İBNÜ’L-ARABÎ VE KONEVÎ’DE YARATMA VE DİNAMİK AHLÂK

Ender Büyüközkara

Bu çalışmanın konusu, İbnü’l-Arabî ve Konevî’nin yaratma hakkındaki görüşle­rinin ahlâk anlayışlarına olan etkisidir. Yaratma hakkındaki görüşleri dört temel yapıtaşını ihtiva eder. Bunlar; Allah’ın her şeyi yaratması, yaratmanın taayyün ve tezahüre karşılık gelmesi, yaratmanın ilahî isimler vasıtasıyla vuku bulması ve yaratmanın sürekliliği ve yenilenmesidir. “Ahlâk”, “ahlâklanma”, “makam”, “hâl” ve “seyr ü süluk” kavramları üzerine yapılan inceleme neticesinde görül­müştür ki yaratmaya dair temel yapıtaşların tümünün ahlâk alanında yansımaları bulunur. Dolayısıyla İbnü’l-Arabî ve Konevî’nin ahlâk anlayışının ontik bir ze­min üzerine inşa edildiği söylenebilir. Bu zeminin karakteristiği ise daha ziya­de yaratmanın sürekliliği ve yenilenmesidir. Bu çerçevede İbnü’l-Arabî ve Ko­nevî’nin sisteminde dinamik ahlâka yer verildiği görülmektedir. Dinamik ahlâk tasavvurunu izah etmede “hulk-ı cedit” tabirinden de yararlanmak mümkündür. Bu tabir huyların, daha doğru bir ifadeyle makam ve hâllerin sürekli yenilenmesi anlamını taşımakta ve namütenahi manevî yolculuğa işaret etmektedir.

Anahtar Kelimeler: Yaratma, halk-ı cedit, ahlâklanma, makam, hâl, seyr ü sü­luk, dinamik ahlâk, hulk-ı cedit.

DAVID HUME’DA AHLÂKIN KAPSAMI VE KONUMU

Taşkın Erol

Bu çalışmada David Hume’un ahlâk anlayışını, olgu-değer ayrımı ışığında ele almaya çalışacağız. Hume için böyle bir ayrımın yapılıp yapılamayacağı hususu gerek epistemoloji gerek ahlâk hakkındaki görüşlerinden çıkarılmaya çalışıla­caktır. İnsan doğasının bilimini tesis etmeye çalışan Hume’un metodolojik ilke­leri uyarınca böyle bir ayrımı kabul etmesinin mümkün olmadığı gösterilmeye çalışılacaktır. Bunu yapmaya çalışırken söz konusu husus natüralizm bağlamın­da da değerlendirilecektir. Temel amaçlardan biri de ahlâkın yalıtılmış veya özel bir alan olmaktan ziyade, kapsamının ekonomiyi de içerecek biçimde son derece geniş olduğunu göstermektir. Sonuç olarak ise Hume için ahlâkın kapsamı ve konumu açıklığa kavuşturulmaya çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Hume, ahlâk, metodoloji, ekonomi, insan doğası.

İDEAL GÖZLEMCİ TARAFSIZ İZLEYİCİ MİDİR?

Yılmaz Emre Göney

Birçok felsefeci Bilişselci bir meta-etik kuramı olan İdeal Gözlemci kuramının Adam Smith’in Tarafsız İzleyici düşüncesinin bir türevi olduğunu düşünür. Ba­zıları da bunu şüpheli bulur ve bu kanıya katılmaz. Bu çalışma öncelikli olarak Adam Smith’in Tarafsız İzleyici kuramı ile Roderick Firth’ün İdeal gözlemci kuramlarını açıklamaya çalışıyor. Daha sonra bu iki kuramı karşılaştırarak İdeal Gözlemci kuramının Tarafsız İzleyici Kuramı’nın bir türevi olup olmadığının ya­nıtı aranıyor ve iki kuramın belirgin biçimde farklı olduğu sonucu savunuluyor.

Anahtar Kelimeler: Tarafsız izleyici, ideal gözlemci, her şeyi zihinde canlandı­ran, her şeyi bilen, sempati/duygudaşlık.

AHLÂK FİLOZOFU VE AHLÂKÎ YAŞAM: TANITIM VE ÇEVİRİ

William James

Çev. Onur Kabil, Tufan Çötok

İlk kez 1891’de Yale Üniversitesi Felsefe Kulübünde sunulan ve aynı yıl In­ternational Journal of Ethics’de yayımlanan Ahlâk Filozofu ve Ahlâki Yaşam, William James’in etik üzerine yazdığı tek yazısıdır ve en ayrıntılı düşüncelerini içerir. Ancak James’in bu yazıda kapsamlı bir etik kuram koymaktan uzak oldu­ğu söylenebilir. Onun temel ilgisi daha ziyade iki boyutludur: A priori bir ahlâk felsefesinin imkânı ve ahlâk filozofunun yapması gerekenler. Birincisine yöne­lik bir çaba beyhudedir çünkü daha önceki ahlâk filozofları tarafından ortaya atılan her soyut ilke deneyimle sınanmış ve yanlış oldukları ortaya çıkmıştır. Bu nedenle ahlâk filozofu ortaya koyduğu ahlâkî ilkelerin tarihsel süreçte yanlışla­nabilme olasılığını hesaba katmalıdır. Öyleyse a priori ilkeler belirlemektense, her zaman geleneklerin tarafını tutmalıdır.

Anahtar Kelimeler: Ahlâk, etik, ahlâk filozofu, talep, yükümlülük.

BUDİST ETİK

Padmasiri de Silva

Çev. Maksut Kemal Aksoy

Budizm, esasen her tür acının ve ızdırabın ortadan kaldırılmasını amaçlasa da etik yaşam üzerine çok önemli sonuçları bulunmaktadır. Budist etik, aydınlan­mış anlamına gelen Buda’nın konuşmalarından ve onun seçkin takipçilerinin öğretilerinden esinlenmiştir. Meditasyon uygulaması Budizm’de çok ayrıcalıklı bir yere sahiptir ve etikle ilgili her türlü konu bu mefhumla derinden bağlantı­lıdır. Dört Soylu Hakikat ve Soylu Sekizli Yol, Budist etiğin temel metinlerini ihtiva eder. Buda’ya göre Budist felsefi bir etik sistem için üç önkoşul bulun­maktadır: özgür irade mefhumu, iyi ile kötü arasındaki ayrım ve ahlâkî eylem ile ilişkisi bakımından nedensellik mefhumu. Budizm, ahlâkî meselelerle ilgili olarak pragmatik ve faydacı bir duruşa sahiptir. Etik ile ilgili olarak Budizm’de çok geniş bir yorum yelpazesi bulunmaktadır; bu, başlıca Mahayana Budizmi, Tantrayana Budizmi ve Zen Budizmi’ni de içine alan bir yelpazedir ve bu yakla­şımların dharma, nibbana ve kamma ile ilgili konumları bir hayli farklılık göste­rir. Ağırlıklı olarak ve kapsamlı bir şekilde Budist psikoloji ve etik üzerine yazan Padmasiri De Silva Budist etiğin özlü bir değerlendirmesini yapmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Buddha, Budist etik, meditasyon, Dört Soylu Hakikat, Soylu Sekizli Yol, özgür irade, iyi ve kötü arasındaki ayrım, nedensellik, prag­matizm, faydacılık, Mahayana Budizm, Tantrayana Budizm, Zen Budizmi, dharma, nibbana, kamma.

HAYVANLAR

Lori Gruen

Çev. Maksut Kemal Aksoy

Hayvan Hakları düşüncesi Peter Singer’in Animal Liberation adlı eserinin ya­yımlanması ile büyük önem kazandı. Bu düşüncenin Jeremy Bentham gibi daha evvelden öncüleri olsa da Singer’ın kitabı birkaç onyıl önceki Feminizm tartış­malarında olduğu gibi oldukça verimli felsefi tartışmalara yol açtı. Lori Gruen bu makalede delilleri daha çok akla dayanan haklar yaklaşımı ile faydacı yakla­şımların yanı sıra geleneksel ve insan türü merkezli yaklaşımları da içeren kay­dadeğer konumları ele almaktadır. Makale, hayvan hakları lehine olan yaklaşım­ların hemen hepsinin acının müşterekliği kavramından yola çıktığını ve ahlâkî bir toplumun esasen acı kavramına dayandığını göstermektedir. Bunun yanı sıra Gruen daha duygucu bir konum olan sempati yaklaşımının kısa bir muhasebe­sini yapmaktadır. Her bir yaklaşımı daha önce Tom Regan’ın kullanmış olduğu bir düşünce deneyine tabi tutmakta ve yalnızca akla dayanan delillerin hayvan haklarını savunma konusunda kusurlu ve eksik olacağını eklemektedir.

Anahtar Kelimeler: Hayvan hakları, Peter Singer, haklar argümanı, acı çekme, faydacılık, sempati, Tom Regan, akıl, duygu, hipotetik alem.

VARLIK – BİLGİ – AHLÂK ARAŞTIRMALARI:

METAFİZİK

ELEŞTİREL DÖNEMİNDE KANT’IN

GEMÜT, SEELE VE GEIST ANLAYIŞI

Özgüç Güven

Bu makalenin amacı, Kant felsefesinin önemli kavramları olan gemüt, seele ve geist hakkında açıklayıcı bilgiler vererek onlar için Türkçe karşılıklar önermektir. Bu amaç doğrultusunda ilkin Prusya’da Kant’tan önce yapılan yeti tartışması konu edilecektir. Böylece yetilere ilişkin Kant felsefesinde yer alan bölümlemenin zen­gin bir felsefi mirasla ilgili olduğu gösterilecektir. Daha sonra yetiler konusunda Kant’ı doğrudan etkileyen filozoflara değinilerek Kant’ın özellikle Locke ve Hu­me’dan etkilenişine dikkat çekilecektir. Ardından eleştirel döneminde gemüt’ün Kant’taki yeri aktarılacaktır. Bu bağlamda gemüt’ün özellikle bilmeyle ilgili ancak öte yandan diğer yetilerin de birliğini sağlayan bir birlik olduğu gösterile­cektir. Gemüt’ten sonra seele’ye geçilerek onun Kant’ın geleneksel metafiziklere yönelik eleştirisinde nasıl ele alındığı ve kendi transendental felsefesi açısından yerine işaret edilecektir. Buradan geist’ın Kant felsefesinde sanatsal yaratıcılık ve dehayla ilgisi ortaya koyulacaktır. Son olarak gemüt, seele ve geist’a yönelik Türkçe karşılıklar önerilecektir.

Anahtar Kelimeler: Kant, yeti, gemüt, seele, geist, ruh.

İBN SÎNÂ’DA İLK SEBEP:

YENİ-EFLÂTUNCU BAĞLAMDA BİR İNCELEME

Muhammet Fatih Kılıç

Bu çalışmada, Aristoteles’te (ö. MÖ 322) İlk Sebep’in kanıtlanmasıyla ilgili ola­rak ortaya çıkan sonsuz güç argümanının İbn Sînâ’daki (ö. 428/1037) versiyonu, Yeni-Eflâtunculuk bağlamıyla birlikte ele alınmaktadır. Bu çerçevede İbn Sînâcı İlk Sebep’in sahip olduğu fâil ve gâye sebepliğin nitelikleri ile bunlar arasındaki ilişkiler gösterilmekte ve bu iki sebepsel yönün İlk Sebep’te bir arada bulun­masının yol açtığı problemler, muhtemel çözüm önerileri eşliğinde tartışmaya açılmaktadır.

Anahtar Kelimler: İbn Sînâ, İlk Sebep, sonsuz güç argümanı, fâil sebep, gâye sebep, Aristoteles, Yeni-Eflâtunculuk.

HEIDEGGER FELSEFESİNDE TEKNİĞİN ÖZÜNE GİDEN YOL

Hatice İrem Eker

Yirminci yüzyıl felsefesini derinden etkilemiş bir filozof olan Heidegger, yaygın felsefi düşünmeyi onun için hakiki bir ontolojik araştırma olan Varlığı düşün­mekten ziyade var olanların düşünülmesini ele alan bir düşünme olarak okur. Modern düşünme ve çağcıl teknik anlayışına da yansıyan bu düşünme ile insan, nesne-özne, öz-görünüş, Varlık-var olan gibi metafizik ayrımlarla Varlığın ken­disinden uzaklaşmış, evren içinde evrene ve Varlığa yabancı kalmıştır. Heide­gger, felsefeye, Varlık ile kurulacak yeni ilişkinin yolunu, Grek düşünürlerinin ‘kavram’larına bakarak döşeme görevini verir. Böylece felsefe, metafizik/mo­dern düşünümden ve bu düşünümün tüm görünüşlerinden kurtulabilir ve Varlık ile yeni bir ilişki kurabilme imkânına sahip olur. Bu çalışma, Heidegger’in, bu kavramlardan biri olan ‘tekhne’nin özünü arayışındaki düşünme yolunu ele alır.

Anahtar Kelimeler: Teknik, öz, tekhne, poiesis, aletheia, Varlık.

TARİH – TOPLUM – SİYASET – SANAT

ARAŞTIRMALARI

KRİPTO-POZİTİVİST BİR ÇAĞDA SANATIN İŞLEVİ

Özkan Gözel

Hayat yaşanması gereken bir gizemdir, yoksa

çözülmesi gereken bir problem değil.

Gandhi

Hayat hiçbir surette bayağı değildir, yaşadığımız

her olay izah edilemez bir gizem barındırır.

Boris Vian

Her sanat eseri bir gizem olarak kalır,

eser sahibi için de.

Iouri Mamleyev

Bu çalışma, kripto-pozitivist olarak adlandırdığımız bu çağda sanatın işlevi­ni sorguluyor. Çağımıza hâkim ideoloji olarak zihinlerimizi belirlemekte olan kripto-pozitivizm kartezyen açıklık ve seçiklik ilkesine dayanarak gizemli olanı indirgiyor ve metafizik olanı inkâr ediyor. İmdi sanat “açık seçiklik”ten “açık saçıklık”a geçildiği ve neredeyse her şeyin pornografikleştirildiği çağımızda gi­zemle teması yeniden sağlayabilir mi? Sanat dünyamıza kaybettiği gizemi iade edebilir mi? Bu çalışmada bunlar ve bunun gibi sorular ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: Apaçıklık, açıklık ve seçiklik, sanat, kripto-pozitivizm, gi­zem, gizeme açıklık, afyon, vecd, metafizik.

MÜZİK-SAĞLIK-TOPLUM İLİŞKİSİ:

EDİRNE SULTAN II. BAYEZİD DARÜŞŞİFASI ÖRNEĞİ

Seda Güven

Sağlık ve hastalık olgusu toplumdan topluma tarih boyunca değişmiştir. Her toplum, gelenekleri, kurumsal yapıları ve sosyal ilişkileri çerçevesinde sağlık ve hastalık olgusunu kendine özgü yanlar taşır biçimde değerlendirmiştir. Bu bakımdan toplumların geçirdiği değişiklikler sağlık ve hastalık kavrayışını da değiştirmiştir. Öyle ki bir dönemde hastalık olarak nitelendirilen bir durum son­raki dönemlerde hastalık olarak görülmemiştir.

Özellikle toplumsal ilişkilerin fiziki koşullar nedeniyle sınırlı olarak gerçekleşti­ği dönemlerde sağlık ve hastalığa ilişkin farklı yaklaşımlar daha da belirginleşir. Toplumların hastalık ve sağlığa yönelik farklı tutum ve yaklaşımlarının somut örnekleri tedavi süreçlerinde belirgin biçimde ortaya çıkar. Çünkü hastalık duru­munda seçilen tedavi şekilleri toplumsal yapının izlerini taşır. Toplumsal yapıya bağlı olarak farklı toplumlarda bazı hastalıkların hastalık olarak bile nitelendiril­mediği ya da aynı hastalığa farklı tedavilerin uygulandığı görülür. Bu çalışmada da benzer şekilde geçmiş dönemlerde kimi toplumlarda hastalık olarak nitelen­dirilmeyen, bu nedenle de tedavisi öngörülmeyen zihinsel hastalıklar ekseninde müzik, sağlık ve toplum ilişkisi üzerinde durulacaktır. Bu ilişki, Osmanlı dö­neminde zihinsel hastalıkların müzikle tedavi edildiği bir kurum olan Edirne Darüşşifası örneğiyle ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: Sağlık, toplum, sosyoloji, darüşşifa, Osmanlı dönemi, müzikle tedavi.

TÜRKİYE’DE YAHUDİ MODERNLEŞMESİ VE

TEKİN ALP (MOİZ KOHEN)

Rıdvan Turhan

Tekin Alp, Türkiye’de Yahudi modernleşmesinin en önemli figürlerinden bi­risidir. Toplumsal, ekonomik ve siyasal açıdan köklü dönüşümlerin yaşandığı İmparatorluktan ulus devlete geçiş sürecinde, Türkiye Yahudilerinin cemaat yaşantısından çıkıp dış dünyaya açılmaları ve yeni döneme uyum sağlamaları gerektiğini savunmuştur. Yahudilerin uyumunun ‘Türkleştirilmeleri’ ile müm­kün olacağını iddia eden Tekin Alp, bu düşünceleri sebebiyle ya övülmüş ya da eleştirilmiştir. Bu makalede, Tekin Alp’in bir Yahudi olmasına ‘rağmen’ Türk­leştirmeyi savunmasının nedenleri tartışmaya açılmakta ve bu çerçevede Tekin Alp’in düşünceleri tarihsel ve sosyolojik bir değerlendirmeye tabi tutulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Tekin Alp, Türkleştirme, Sekülerleşme, Yahudi modernleş­mesi, Yahudi bilinci.

KLASİK DÖNEM OSMANLI MUHASİPLERİNİN CEBİRSEL

PROBLEMLERE YAKLAŞIMI: CÂMİʻU’L-HİSÂB ÖRNEĞİ

Tuba Oğuz

Bu çalışmada, muhasip Yusuf bin Kemal el-Bursevî’nin Câmiʻu’l-Hisâb isimli eserindeki cebirsel problemlerin analizi yapılarak, müellifinin Osmanlı matema­tiğindeki önemini ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu bağlamda, ilk bölümde “ce­bir ve mukabele”nin tarihsel arkaplanından bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise söz konusu eser muhtemel kaynakları ile tanıtılarak, konuya yapılan katkılar ön plana çıkarılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde, eserin “cebir ve mukabele”yle ilgili bazı problemlerinin matematiksel çözümlemesine yer verilmiştir. Bu prob­lemlerle ilgili olarak, üzerinde çalışılan metinlerin edisyon kritiği, çalışmamızın eklerinde mevcuttur. Söz konusu bölümlerde çizilen çerçeve dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmış ve özelllikle klasik dönem Osmanlı muhasebe mate­matiği eserleri kapsamında konuyla ilgili gelişmelerin dikkat çekici boyutlarına işaret edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Osmanlılar, matematik, cebir, muhasip.

CİCERO’NUN DE OPTIMO GENERE ORATORUM

ADLI ESERİNİN ÇEVİRİSİ

Çev. C. Cengiz Çevik

Cicero sadece filozof ve devlet adamı değildir, aynı zamanda hitabet üzerine eserler kaleme almış bir yazardır. De Optimo Genere Oratorum (En İyi Hatip Türü Üzerine) adlı metni de bu eserlerden biridir ve Cicero bu metni Yunanca­dan çevirdiği ya da çevirmek istediği Demosthenes’e ve Aeschines’e ait olan iki konuşmayı tanıtan bir Giriş olarak yazmıştır. Bu Giriş’te Roma’da “yeni-Atti­cacı” olarak adlandırılabilecek olan eski sade Attica üslubunu savunan hatiplere karşı, en iyi hatibin duruma göre farklı üsluplarda konuşma yapabileceğini ve yapması gerektiğini Demosthenes örnekliğiyle göstermek ister. Bu çalışma De Optimo Genere Oratorum’un Türkçeye ilk defa yapılan çevirisini, metnin Latin­ce aslını ve edebiyat ile hitabet terimleri sözlüğünü içermektedir.

Anahtar Kelimeler: Attica, Atticacı, Cicero, De Optimo Genere Oratorum, De­mosthenes, hatip, hitabet, Roma.

KİTABİYAT

FREEDOM, FATALISM AND FOREKNOWLEDGE

Tahsin Ölmez

Fischer, John Martin & Todd, Patrick (eds.), Freedom, Fatalism, and Foreknowledge, New York: Oxford University Press, 2015.

HÜKÜMDARLARA ÖĞÜTLER

Ahmet Dağ

Sa’di-yi Şirazi, Hükümdarlara Öğütler, Çev. Turgay Şafak, İstanbul: Büyüyen Ay Yayın­ları, 2016, ss. 100.

KENDİNE AİT BİR ROMA:

DİYAR-I RUM’DA KÜLTÜREL COĞRAFYA VE KİMLİK ÜZERİNE

Fatih Belgi

Cemal Kafadar, Kendine Ait Bir Roma: Diyar-ı Rum’da Kültürel Coğrafya ve Kimlik Üzerine, İstanbul: Metis Yayınları, Mayıs 2017, sayfa 139.

Yorum Kapalıdır.